6 Ocak 2010

Başlıksız olsa olma mı?

İnsan nasıl oluyor da çoğunlukla kendine en zıt karakteri seçip hayatına sevgili olarak alabiliyor? Bunu bir çok arkadaşımla senelerdir ve defalarca konuşmama, gözlemlememe, ve hatta deneyimlememe rağmen aynı hataya nasıl düşüyorum?

"Seviyorum ülen!" demek geliyor içimden. E, seviyorum ama ne yahu bu?

Hani kadınların inanılmaz bir genetik analiz ve uygunluk sistemi vardı beyninde? Benimki nerede? Arıyorum tarıyorum nerede "error" yazıyor, benim beynim gidip "aha budur bunu seç" diyor.

Tamam, çok seviyorum, garip bi şekilde seviyorum hatta. Yani insan her aşık olduğunda "ben böyle de aşık olmadım kardeşim" der ya. Benimki de "ben daha önce böyle sevmedim" lerden.

Yahu bir insan nasıl olur da afedersiniz ota boka hayatını ve hayatımı karartır. Nedendir? Niyedir?

Ben ki, hayatta çok fazla bişeyi takmamaya özen gösteren, "amaaan salla gitsin" cilerden biri olarak nasıl oldu da böyle her halta takılan birini sevdim? İçimden bi yerden bi ses "dengeliyorsunuz" diyor ama, külliyen yalan. Aksine o dengeleniyorsa bile ben baya baya dengesizleşiyorum.

Höyf. neyse nasıl olsa ileriki günlerde bu konuyla ilgili aksiyonsuz kalmam. Elbet yazacak gene sürüsüne bereket saçmalık çıkar...

Bugün bu yaşadıklarımın siniriyle gözümü "temizlik yapmam lazım" (gözünü temizlik bürümek) sinyaliyle açtım. Gözünü sevdiğimin temizliği. Hayatımda iki şey beni garip bir şekilde sıkıntılarımdan uzaklaştırıp biraz olsun çözüme kavuşturmama yardımcı oluyor: yürüyüş ve temizlik.

Sanırım temizlik yaparken kafamdakileri derleyip toparlayıp istemediklerimi silip temizliyorum. Yürüyüş yaparken de yorulan beynime biraz olsun nefes aldırmak için bedenimi yoruyorum. Biraz da para olsa, bunların üzerine alışveriş yapabilsem bundan ala terapi olmaz herhalde....


Bugün İstanbuldaki arkadaşım Aslı aradı. Son 2 aydır sürekli İstanbul'da beraber olma hayalleri kurup duruyoruz. Çok canı sıkkın. Evliliği iyi gitmiyor. İyi bir iş buldu, evini düzenledi ama maalesef bu sefer de ilişkisinin gidişatı iyi değil.

Aslı benim üniversiteden arkadaşım. Benim çok zor zamanlarımda yanımda oldu. Zaten arkadaşlığımız da o şekilde başladı. Onunla ettiğimiz sohbetleri çok özlüyorum...

Son iki aydır "seninle konuşmaya çok ihtiyacım var" diyor. Ama elden bir şey gelmiyor. Garibim kazandığı iki kuruş paranın bir kısmını bana yol parası olarak ayırmış. Sen gel burada hallederiz diyip duruyor. Ama o şekilde İstanbul'a gitmek de benim içime sinmiyor.

Maalesef son 1 yıldır o da antidepresan almaya başlamış. Hayat resmen ağzımıza ağzımıza vuruyor...


Bugün şöyle bir karar verdim: buraya her blog yazdığımda sonuna gün içinde beni gülümseten ya da güldüren bir anı yazacağım. Hep de kötü şeyler olmuyor ya...

Tunalı Himiden aşağı yürürken hemen her zaman oralarda keman çalan gözlüklü müzisyeni gördüm. Kulaklığımı çıkarıp ne söylüyor diye kulak kabarttım. Ve kulaklarıma inanamadım. Adam "cheri cheri lady" (şeri şeri leydi) adlı şarkıyı söylüyordu. Önce "herhalde devamını sallar" diye düşünürken bir baktım çatır çatır söylüyor! Elbette köşeli bir türkçe aksanla...

Müzisyenin sesi kaybolana dek baya bir kıkırdadım. Kıkırdanmıyacak gibi de değildi hani. Kendisinden beklenmeyecek bir performansla ezberlediği bu ingilizce şarkıyıazimle söylüyordu. Aynen şöyle bir söz yumağı düşünün "şerii şeeri leydii goying trua aa mooşınn laav izz veer yuu fayyynd it liisın tuu yoor haarttttt".
:)))

Keşke İstanbul'da olduğu gibi Ankarada'da birçok sokak müzisyeni olsa. Keşke bozuk paralarımızı üşenmesek de Ankara'nın azimle sokaklarında çalan birkaç müzisyenine verip onları yüreklendirsek. İyi olmaları önemli değil. Önemli olan zaman zaman hiç rengi olmayan bu şehre renk katmaları...

Hiç yorum yok: