
Hayret! Bu sefer sabah blogu yazıyorum. Gecenin 3'ünde gelen yazma arzusu bugün sabaha denk geldi.
Erken kalkmanın nimetlerinden yararlanıyorum bugün.
Dün caanım SGK gene beni ordan oraya attı pinpon topu gibi. Kendimce bu sefer "sinirlenmiycem, onların dilinden konuşucam" desem de, sanırım güneyli aksanımı farkedip yabancı olduğumu anladı mesailer kabilesi. Sen misin SGK'ya işi düşen!
Bazen düşünüyorum acaba aralarında konuşuyorlar mıdır "nihaha gene birini koşturuyoruz ordan oraya. Kanunların içeriğinden de bi-haberiz. Ne işi var koştursun dursun" diye...
Fantastik düşünceler bunlar tabii. Onlar tüm gün aslında çok fazla düşünmeden "şu kaadı al bunu ordan oraya ver, şunları doldur buraya ver, 10 gün sora 25 numeroya git ordan bi sor" falan diyorlar.
Ne zaman SGK'ya işim düşse,beynimden "kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgarına" adlı şarkı geçiyor mırıl mırıl...
SGK'daki pinpon topu görevimi tamamladıktan sonra annemle Beğendik'e gittik. Garip, ortopedik bir bel şeysi yapmışlar ondan satılıyordu. Görünüşü araba koltuklarının sırt kısmını andırıyor. Sırt şeklinde bir metal çerçeveye gerdirilmiş bir file düşünün. Öyle bir şey. (o kadar anlatamadım ki fotoğrafını çekesim geldi)
Annem önce işe yararlılığını eliyle test edip bir işe yaramayacağına karar verdi(orta yaşlı insan önyargısı). "Gel annecim" dedim."Bak koltuga yerleştirmişler bi otur bak". Oturunca dünyalar onun oldu tabi. Aldık koltuğumuzun altına eve geldik.
Babamın huysuzluğu üzerinde.Kiracı kirayı 3 ay ödemedikten sonra, evin çeşitli yerlerine fütursuzca zarar verip tüymüş. Yeniden kiraya verebilmemiz için fütursuz yerleri füturlu hale getirmek gerekli. Tabii bunları gerçekleştirmek için de para... 3 Aylıklar yeni alınmış ama, geldikleri gibi gitme eğiliminde durumlar var.
Babam elimizde "bişey" le eve döndüğümüzü görünce başladı homurdanmaya. "Yaw babacım bak bi sırtına yerleştiriyim şunu wala çok enfes bişey!". "Bana bişey almayın istemem" dese de gene de "ouw çok rahatmış" demekten de kendini alamadı.
İşin kötü tarafı onu zaten babama almamıştık. Bir evde babaya bişeyler alınma olasılığı genelde çok düşüktür zaten bildiğiniz gibi.
Benim pc min olduğu dandirik yerdeki dandirik kanepenin sırtına yerleştirdik o "bişey" i. Annem oyun oynasın, oynarken beli orası burası ağrımasın diye...
Akşam 7 gibi Nazlıyla buluşmak üzere Tunalı'ya doğru yürüyüşe geçtim. Yolda daha önce örgülü saçıma takan, ve takmakla kalmayıp "saç mı bu?" diye diye peşimden koşturan orta dereceli deli teyzeyle gözgöze geldik. Muhtemelen saçım örgülü olmadığı için bu sefer beni tanımadı.
Nazlı'yla Lox'a gitmeye karar vermiştik ama, daha sonra Fincan Cafe'nin cazibesine kapılıp oraya seyirttik. Orta Dünya Cafe'nin eski hallerine benzettiğim için çok hoşuma gitmeye başladı bu yeni mekan. Gelen kişi sayısı belli. Belli bir ses seviyesi hakim. Enfes bir balkonu var ki yazın zırt pırt yapışmayı düşünüyorum. İşleten çocuk da gayet efendiden hoş bir insan evladı.
Velhasıl kelam 2 saat sonra da Özlem geldi ve baya bir -Sex and the city- vari konuşmalar gelişmeye başladı aramızda. Bunun bir örneğini de Özlem'lerde yaşamıştık. Onda da -Desperate housewives- durumları vardı. (Özlem'in Pınar'ı Edie'ye benzetmesi ve Pınar'ın buna olan cevabına hala gülüyorum)
Saat 11 buçuk olmuş. Biraz daha oyalanırsam sabah erken kalkmanın nimetlerini kaçırmış olucam. Gerçi tam olarak bu nimetler nelerdir onu da bilmiyorum ama bişeyler yapıcaz bakalım.
HAdi bakalım...
1 yorum:
Özlemler karismasin, Özlem T ve Özlem Z olarak yeniden yaz bence :))
Yorum Gönder