14 Ocak 2010

Doktor Civanım



Sabahın köründe kalktım. İki gecedir garip garip uykular uyumaktayım. Kalktıktan sonra yatağıma dönüp baktığımda eğer yorganım sıkılmış çamaşır gibiyse o gece iyi uyuyamadığımı daha net anlıyorum.

Kalkar kalmaz hazırlanıp çıktım evden. İstikamet Hacottepe!

Hacottepe Hastanesinden 1.5 hafta önce sabahın 05.30 unda Endokrin bölümünden sıra aldık sevgilimle. Endokrin bölümünün en iyi olduğu hastaneymiş Hacettepe Hastanesi. Bunu bilen, öğrenen yurdun dört bir köşesinden gelen bir çok hasta geceden başlayıp sabaha dek sıra bekliyor orada.

1.5 hafta önce daha gün ağarmadan gittiğimiz Endokrin bölümünün kapısında bekleyen 30 kadar insan vardı. Kapıda asılı iki sayfa kağıda insanlar isimlerini yazmış. Kadınlar genelde hastanenin kantininde. Beylerse bir şahin edasıyla listenin namusunu gözetmekte.

Gittik isimlerimizi yazdık cep telefonunun ışığında. Biz 96 ve 97. sıradayız.

Bir yandan sabahın sersemliği, bir yandan listeyi bekleme telaşıyla bir şekilde geçirdik vakti. Kapılar açıldı, liste güvenlik görevlisine emanet edildi. Güvenlik görevlisi bizi isimlerimiz ve kimliklerimize bakarak sıraya soktu. İlk 149 şanslı kişi o ay Endokrin bölümünde muayene olma şansını yakaladı. 149 dan sonraya kalanlar önce tartıştı, sonra elmecbur durumu kabullenip bir dahaki ayın ilk pazartesi gecesi sıraya isim yazmak umuduyla oradan ayrıldı.

Kimsenin kimseye güveni yok tabi. Ya biri listeyi alıp sıraları bozarsa?

Ne fena durumdayız... Türküz, şöyleyiz, böyleyiz, vatan-millet-sakarya dedin mi herkes tek yürekmişçesine hallere bürünürken, iş böyle şeylere geldi mi, herkes Fransız, herkes Yunan gavuru sanki.

1.5 hafta sonrasına gün alabilen herkes gibi döndük evimize.

Bugün sabah trafiğini unutmuş bir işsiz olarak geç kaldım hastaneye. Neyse ki herhangi birşeye geç kalmamışım. Zira 08.15 e randevu veren memur ve memureler saat 09.00 itibariyle çalışmaya başladılar. Bu mantık karmaşası zaten beni benden alıyor...

Yeniden isimlerimiz yazıldı, yeniden yeddi ceddimizin adresi Tc kimlik nosu ıvırı zıvırı derken yeni bir bekleme başladı.

Dosyaların veriliş sırasına bakarsanız ben 3. falanım. Fakat gelin görün ki, doktorlar durumlara göre istiflemiş dosyaları. Diyabetti, Guatırdı derken benim hastalık başlığım "obezite" olarak görüldüğünden sanırım pek hesaba alınmayarak en sonlara ittirilmiş.

Herzamanki gibi, fazla beklemekten usanan her yaş grubundan kadın ve erkekler akrabalaşmaya, derin muhabbetlere dalmaya başladı. Bu tür muhabbetlerden titizlikle uzaklaşmayı seçtiğimden, yanımdaki adamcağızın kucağındaki bebekle "agucuk gugucuk" muhabbetini yeğ tuttum.

Sonunda sıram geldiğinde karşımda 23-24 yaşlarında kumral, uzun boylu, yakışıklı bir super fresh Doktor buldum. Beklediğime deydi diye düşündüm. Super Fresh olmasından dolayı Doktor Civanım haylice güler yüzlü, sabırlı ve tane tane konuşup dinler durumdaydı.

-Eveet.Gelme sebebiniz?
-Ehemm .Ööö. Obeziteden hallice Doktor Bey.
-Kilomuz?
-Kaç gösteriyorum?
-Sizi şöyle tartıya alalım en iyisi...

Tartıya geçtik. Çıkan rakam çok şaşırtıcı değil benim için. Ve fakat o da ne? Yıllardır 1.65 diye bildiğim boyum 1.59!

Aman nasıl olur bu inç midir,kulaç mıdır, santim hesabı mı? Ben bayadır 1.65 idim?

Kendimi aniden 6 cm kısalmış bulmak, evde yıllardır kullanılan mezroya edilen fısırdak küfürler...

Homurdanarak yeniden Doktor Civanımın geçtik masasına. Suratım kendimi aniden kısalmış bulmanın şokuyla asık. Derdim artık kilo değil. Nereye gitti ulan bu 6 cm?

Türlü türlü sorular ve testler yapılırken kapı çalındı. Adamcağızın biri "Doktor bey. Bizim dosya kayıptı ya hani. Ne yapıcam ben?" diye sordu.
Doktor Civanım sakin bir şekilde "Beyefendi söylemiştim ya size. Başhekimliğe çıkın, dosyamı kaybetmişler diye şikayette bulunun. Ama bu arada tetkiklerinizi de yaptırın. Dosyanız bulunamasa bile yeni tetkikler elimizde olsun en azından." dedi.

Adam uzun uzun suratımıza baktıktan ve bir "öff" çektikten sonra, "Doğudan geldik ya, ondan böyle yapıyorsunuz. Diyarbakır'dan geldik diye böyle yapılıyor."dedi.

Doktor yeniden sakin bir şekilde "beyefendi bakın, size daha önce de söyledim. Burası hastane ve burada bu tür bir ayrımı yapacak insan olsa bile, inanın böyle birşeye kimsenin vakti yok."

Adam hala kapıda, kızgın, ama bir yandan da sabit durmaya devam ediyordu. Hala da söyleniyordu üstelik. Bir yerden sonra artık ben de kendimi alamadım. "Beyefendi. burada muayene olabilmek için ay başında sabahın 05 inde gelip sıra aldım. Bugüne sabah 08.15'e randevu vermelerine rağmen bakın şu anda saat 11.30 ve ben yeni muayene olabiliyorum. Benim gibi içeride sabahın köründen beri bekleyenler var. Onlarda mı Doğulu? Bende mi Diyarbakırlıyım diye oluyor tüm bunlar. Siz önce kendinizi ayırmayın. Size gösterilen yolu deneyerek kendinize yardım edebilirsiniz ancak." dedim.

Adam sessizce kapıdan uzaklaştı. Umarım gidip şikayette bulunmuştur. Ama hala "beni ayırıyorsunuz" zihniyetindeyse işi çok zor...

Gelelim günün beni güldüren kısmına.
Kan aldırıyorum. Kan alan hemşire "ne için geldin bu bölüme?" diye sordu. "Kilo milo işte " diye yuvarlak bir cevap verdim. Sevgilimi işaret ederek "abin mi?" dedi. "Hayır sevgilim. O da aynı sebepten burara" dedim. "Nasıl buldunuz iki toparlak birbirinizi?" dedi.
"Yuvarlanarak" dedim...

İşimiz bittikten sonra sevgilim " sen hemşirecede mi biliyordun?" dedi.
Bilmez miyim? Yılların kilolusu olarak insan nelerceyi öğreniyor. Nedense insanlar kilolu insanlara fütursuzca soru sorma ya da yorum yapma gibi bir hak görüyor kendinde. Eğer hali hazırda durumu komediye dökmeye alışkın biriyseniz sorun yok. Bünyede biraz da hazır cevaplılık varsa aman deymeyin keyfine.

Ben hemşirece de biliyorum, kasiyerce de, doktorca da, teyzece de. İnsan zamanla öğreniyor her dili.

Ben ki zamanında antidepresan yazdırmak üzere gittiğim hastanede "kilolu insanlar neşeli olur. Sende Panik Atak olmaması lazım" diyen doktora "Tıbbi bir tespit mi bu?" demiş insanım.

Saygılar...






Not: gunlerdir bu yazinin yarim kaldiginin farkinda degildim. Nerede yahu gerisi? Neyse bir şekilde hatırlayıp yazdım....

Hiç yorum yok: