
Yüzelli kere yazılıp silinmiş bir blogu bari olması gerektiği gibi bırakayım dedim.
Dünden beri nezleyim. Bu, durumumun üzerine nefis oldu. Nezle de ondan yadigar zira hastayken ona yemek pişirme telaşına düşmüştüm ve baya baya bulaştı.
Bir sürü film izledim. Bir sürü derken uzun zamandır rafta izlenmeyi bekleyen birkaç çerez film.
İlki Dvd satın aldığım yerdeki çocuğun gazına gelerek aldığım Nacho Libre. Başrolünde Jack Black oynuyor. Jack Black'i severim. School of Rock filminde izlemiştim ilk olarak. Daha sonra da The Holiday adlı filmde. Fakat bu izlediğim filmi berrbattı.Sırf zaman geçsin, maksat komedi olsun dense bile izlenmez. Bu derece espri yoksunu ve bu derece dandirik konulu bir film olamaz.
İkinci olarak The Hangover (Felekten bir gece) adlı filmi izledim. Maksadım gülmekti ama Nacho Librey'le beraber felaketler zinciri ard arda geldi. Bu filmden umutluydum ancak bu da dandirik bir film çıktı ve zerre kadar beni güldürmedi.
Üçüncü film olan The Boat That Rocked beni harikalar diyarına götürdü. Son zamanlarda izlediğim en güzel filmdi diyebilirim. Zaten film Notting Hill ve Love Actually adlı filmlerin yaratıcılarından çıkmış. Enfes bir ingiliz filmi. "Rock and Roll" a doymak isteyen bu filmi mutlaka izlemeli. Harika bir ruhu var.
Dördüncü ve beşinci filmleri bugün izledim. Biri The Notebook, diğeri de P.s. I Love You. Açıkçası bunları da biraz ağlar mıyım diye izledim. İki film de duygu yüklüydü. İkisi de sevgiliyi kaybetme üzerine farklı hikayelerden oluşuyor. Keyifliydi ancak beni çok etkileyemedi ve ciddi bir iz bırakamadı.
Daha fazla film izlersem ciddi ciddi ukala film eleştirmenleri gibi olacağım sanırım.
Durumum...
Yerlerde elma kabukları, ağzına kadar dolmuş kültablası, dağınık bir yatak,her rafta bir buruş selpak mendil.
Güzel bir uyku uyudum, rüya görmedim. Bolca yazı yazdım. Çokça düşündüm.
Dün akşam o aradıktan sonra biraz daha sakinleştim. Sanırım sesini duymak iyi geldi. Tek kötü yanı ağlıyordu. "Evde duramıyorum, dışarıda duramıyorum, yediğimden ve gördüğüm şeylerden zevk alamıyorum" dedi. Benden pek bir farkı yok yani.Yine karşılıklı ağlaştık.
İki koca insan şuncacık ilişkinin üstesinden gelememenin çaresizliğini yaşıyoruz.
Hala kafamda milyonlarca bardak var. Ondan alıp ona boşaltıyorum. Doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor işte...
Salak gibi zırt pırt dışarıya bakıyorum kar yağıyor mu diye. Resmen kar delisi oldum. Bugün de aksi gibi enfes parlak mis bir hava vardı. Nanik çektim, perdemi örttüm. Benim içim karanlık şimdi.Eşitlik olmalı.
Dün gece birkaç fotoğraf denemesi yaptım. Bariz ruh halimi ortaya koyuyor. Galiba böyle durumları bu şekilde pozitivize etmek lazım. Kendimden yararlandım anlayacağınız.
Gündüz gece birbirine girdi. Yakında toparlarım. Alıcılarımın ayarıyla oynamıyorum. Şimdilik deneme yayınındayım.
Sevgiler.
1 yorum:
Bloguma hoşgeldiniz. Her zaman eklerim. Sevgiler.
Yorum Gönder