Günler çabuk geçiyor herzamanki gibi.
Özlemlere gittiğimiz Cuma gününden sonra sosyalleşme patlaması yaşıyorum.
Ayrılıktan sonra yalnız geçirdiğim 4 gün kendimi çok güzel idare etmişim. Daha doğrusu doğru toparlamışım. Bunu çok iyi anladım.
Cumartesi günü Nazlılardan döndükten sonra akşam onların stüdyo çalışmalarında fotoğraf çekmek için saat 6 gibi evden çıkmak üzereydim ki Nazlı arayıp çalışmayı erken bitirdiklerini ve Kızılaya ineceklerini söyledi. Ben de yayılıp televizyon izlemeye başladım.
Aradan birkaç saat geçtikten sonra hafif bir daralanmayla kalktım ve kendimi dışarı atıp yürümeye başladım. Yürümek garip ama benim için spordan öte bir şey. Kafa dağıtmak, sinirimi savmak ve bunun gibi bir çok mevzuda ilk yapmak istediğim şey yürümek.
Dörtyolun oralarda Nazlı'yı aramaya karar verdim. Hazır da bulanık bulutlarım dağılmaya başlamışken alkol alayım, hava alayım, sonbaharı bir selamlayayım dedim. İyi ki de gitmişim.
Nazlı grup elemanlarıyla değil de başka arkadaşlarıyla buluşmuş. Ben de onlara katıldım ve gayet keyifli bir gece geçirdik. Böylece yeni insanlarla da tanışmış oldum. (biraz enteresan da diyebiliriz)
Pazar günüyse Melek'le Tanju'nun düğününe davetliydim. Nikahtan sonra Resul'e Seymenlerde bol bol fotoğraflarını çektik. Akşam da düğün yemeğine katıldık. Oldukça keyifli bir düğündü. Melek sanki Nefes'te eğleniyormuşçasına rahattı ve inanılmaz neşeliydi. Uzun zamandır gördüğüm en doğal ve düğüne benzemeyen düğündü diyebilirim.
Veee gelelim bugüne. Dün sabah İlker'e mesaj atıp Pazartesi uygunsa buluşabileceğimizi söyledim. Şu alma verme mevzularını bir an önce halletmek istiyordum. Düğün esnasında telefon etti ve akşam 7 gibi beni arayacağını, ona göre bir yer belirleyebileceğimizi söyledi.
Gün boyu buluşmayla alakalı nedense hiç stres yaşamadım. Aksine doğal bir gelişim gibi algılayıp üstünde bile durmadım.
Bugün saat sekiz gibi yeniden aradı. Benim evime çok yakın biryerlerde olduğunu ve müsaitsem bana gelip gelemeyeceğini sordu. Ben de bu kadar yakına?! gelmişken gel artık dedim. Bu arada bugün gittiği yerin benim evime hiç yakın olmadığını da eklmemde yarar var.
Aradan çok kısa bir zaman geçtikten sonra kapı çaldı. O andan itibaren hala yüzümden silemediğim bir gülümseme yapıştı yüzüme.
İçeriye girer girmez bana sımsıkı sarıldı. Ben de biraz şaşkın bir şekilde tek elim omzuna "pıt pıt" (bebeklerin gazını alırken yapılan hareket) yapacak şekilde dokundum. Bugün önceden ona ait ve ihtiyacı olacak eşyalarını masada istiflemiştim. Evinin anahtarı, yedek ilaçları, iki tane film cdsi, diş fırçası ve kablo mablo gibi ıvırzıvırları. Salona geçer geçmez gözü ilk onlara takıldıysa da görmezden gelip oturdu. Önce tam beklediğim gibi havadan sudan, işinden,işte yaşadığı zorluklardan bahsetti. Ben de "hı hı" diyerek yarım kulak dinledim.
Arada elini omuzuma, yanağıma saçıma başıma götürmekten kendini alamadıysa da benim kibar ama kesin gardlarımla mecburen duraksamak zorunda kaldı. Bu arada bronşit gibi birşey olduğumdan mutfakta kaynayan kocakarı ilaçlarıma bakmak üzere mutfağa geçtik. Kendime hazırladığım yemeği farkedip açsa beraber yiyebileceğimizi söyledim. Tavırlarım onu o kadar şaşırtıyordu ki arada dikkatli dikkatli yüzüme bakıp beni anlamaya çalışıyordu.
Beraber yemek yedikten ve ne konuşacağımızı bilemeyişimizden bir süre sonra "en iyisi ben kalkayım" dedi. Sonra bir an durup " Şu andaki halimize bakıyorum da, paylaşamadığımız ne oldu da o kadar tartıştık. Şimdi hepsi o kadar saçma geliyor ki. Sana dokunmadan durmak, özlemek ..." diye cümlesini bitiremeden boynuma sarıldı. Yanaklarımdan öpüp saçlarımı kokladı. Bir ara dudaklarımdan öpmeye de yeltendiyse de "Lütfen İlker. Ayarını kaçırma" dememle durmak durumunda kaldı.
Her dediğine her yaptığına karşılık benden sürekli tebessüm eden bir yüz ifadesi gördü. Aslında tam olarak olmasını istediğim de buydu. Serzenişler, sen bunu yaptın, ben bunu yaptımlar işin içine girseydi hem gergin ve sinir bozucu bir durum olacak, hem de manasız bir çabaya girmiş olacaktım.
Giderken ona toparladığım eşyalarını verdim. Eşyaların içinden anahtarı tutup "bu sende kalsın" dedi. Ben de "Ne gereği var. Hatta artık hiç gereği yok" dedim.
Gözleri doldu. Anahtara, bana, yere baktı. Çocuk gibi bir ifade oluştu yüzünde. Yarı tebessüm yarı ağlamaklı gene sarıldı. Daha sonra da yere diz çöküp ellerimi öptü. Anlayamadığım bu garip hareketler silsilesinin içinde ağlarım ya da duygusallaşırım diye düşündüm. Ama içimde hiç de öyle bir durum yoktu. "Hadi canım kalk yapma böyle" diye kaldırdım ayağa.
Artık kapıdaydık ama durup durup sarılmaları bitmedi. Artık bitmiştir diye benim geri çekildiğim anlarda yeniden kendine çekip sarılmaya, beni koklamaya, yanaklarımı öpmeye devam etti. Bir ara koridordaki aynaya bakıp kendi şaşkın ifademi gördüm. Sonra da o gördü. "Ben gidemiyorum. Bana git de." dedi. "Evime gelen misafire böyle bir şey diyemem. Sen gitmen gerektiğini zaten biliyorsun" dedim.
"Seni üzdüğüm ve yaptığım bazı şeyler için lütfen beni affet" dedi. "Bir kısmını incitmek için bilinçli yapmadığını biliyorum. Ama bazı şeyleri bilinçli yaptın ve umarım başkalarına karşı artık daha dikkatli olursun" diyebildim.
Giderken hala "En kısa zamanda yine görüşelim. Ben cuma ararım buluşuruz" gibi birşeyler diyordu.
Kapıyı kapadıktan sonra üstüme sinen kokusunu kokladım. Onun evde olduğu süreceki davranışlarımı, yüzümdeki tebessümü, hiçbirşey olmamış gibi davranmamı gözden geçirdim. Acaba kendimi korumak için numara mı yapmıştım? Az sonra ağlayacak mıydım?
İlginçti ama hepsini içimden gelerek yapmıştım. Tahminimden hızlı ama biraz da anlaşılmaz bir şekilde bu durumu kafamda bitirdiğimi farkettim.
Ben kesinlikle büyüdüm bu sene.
3 yorum:
off çok heyecanlıydı bu, film gibi. tebrik ederim, başka biri olsaydı (mesela ben) ellerimi öpmeye çalışırken "dur allasen ben seninkini öpeyim" derdim herhalde..
Alemsin Özlemcim. Bende de garip bir sukunet vardı yoksa ben de öyle davranamazdım:)
çok tebrik ve takdir ediyom yaptıklarınızı şekerim, büyüyüşün kutlu mutlu olsun işallah:))
Yorum Gönder