
Bugün erken kalkarak kendime bir iyilik yaptım. Hatta iyilği ikiye katlayıp Ebru Şallı'yla beraber plates yaptım. Güne başlamak için harika bir yöntem.
Hemen akabinde de meditasyon.
Ortalama 3 aydır düzenli olarak meditasyon yapıyorum. Eğer mümkün olursa sabah kalkınca, sabah yapamadıysam gece. İnsan başlarda bir mucize bekliyor ama, zamanla meditasyonun bildiğimiz kalıplar dahilinde bir etkisinin olmadığını görüyorsunuz.
Yani: aniden süper rahat, dertsiz tasasız, sağlıklı biri olmuyorsunuz. Ama zamanla farkındalığı, zihninizi kontrol etmeyi ve acılardan mümkün olduğunca uzaklaşabilmeyi sağlıyor. Üstelik günde 15 dakikanızı ayırmanız yeterli ve hiç zor değil. Yeter ki düzenli yapın.
Bugün bana olan etkilerini çok daha iyi gözlemledim. Budizmde şevkat her zaman ön planda olan bir his. Ve o kadar önemli ki anlatamam. Herkese karşı şefkat besleyebilmek çok çok zor biliyorum. Ama bunu başarabildiğiniz oranda rahatlıyorsunuz.
Aslında son birkaç ayda öğrendiğim herşeyi buraya yazmak, bildiklerimi bilmeyenlerle paylaşarak, Buda felsefesini, meditasyonun ne olduğunu anlatmayı çok istiyorum. Tabii ki ben de hala bir çaylağım. Ama okudukça, okuduklarımı doğru uygulamaya çalıştıkça daha iyi kavrıyorum.
Meditasyonda zihin rahatladığı için bazen insan ağlayabiliyor. Bir tür boşalma işte. Benim durumumda ağlamak zaten çok kolay. Fakat bugün son 2-3 günün tüm sıkıntısı dışa vurdu. Bununla beraber oldukça da rahatladım. Şimdi kafamda bazı şeyler daha net. Kızgınlığım yeniden kayboldu.
Güne erken başlamanın keyfini yaşıyorum. Bugün artık üşenmeyeceğim ve fotoğraf makinamı alıp biryerlere gideceğim.
Bu arada rejim yapmaya başladım. Spora da ağırlık verebilirsem harik aolacak. Şu sıralar yürümek için de çok ideal bir hava var.
Of! şu tatlıdan bir vazgeçebilsem...
Yavaş yavaş çay içerken tatlandırıcı kullanmaya başladım. Ama maalesef normal şekerin yerini tutmuyor. Dayanabildiğim kadar dayanacağım artık. Çünkü bünyeye şeker en fazla çayla giriyor.(Yediğim çikolataları saymazsak...)
Bazı şeyler insanın elindeyken neden üşenip de yapmaz? Daha önceleri de çoklarca kere evde spor yapmaya başlayıp, yararını da görüp sonra bıraktım. Disiplin yok resmen bünyede. Her gün yarım saatimi ayırsam ne var sanki? Gerçi yürümeye gelince seve seve yürüyorum ama o da tam olarak yeterli değil maalesef.
Şu Tai-Bo Cdsini yeniden denemeye karar verdim şimdi. Sabahki Ebru Şallı Platesinden sonra biraz ağır kaçacak ama olsun. Geçen sefer yaptığımda hamlayan yerlerim inanılmazdı. Çalıştığını bile farketmediğim, ve hatta çalıştırılması en zor yerlerim hamlamıştı. Yok yok başlıyorum bu sefer.
Hehe. Kendime gülesim geldi. İnsanın hayatında böyle ani değişimler olunca bi gaza gelip yenilenme arzusu ortaya çıkıyor. Sanki biri tutuyormuş daha önce ya da yenilenmek için sebepmişçesine.
Sanırım bu hayata bağlılıkla alakalı. Bir de farkındalık. Nazlila'yla konuşurken bu kelimeyi kullanması çok hoşuma gitti. Şu anki durumum tamamen farkındalıkla alakalı.
Eh bu durumda kim tutar beni.
Bu arada dün Asuman'ın sevgilisi Gerrit durumu duymuş. Dün msn de baya bir konuştuk. Beni haylice şaşırttı. Bir abi gibi bana öğütler verdi ve beni tanıdığını, doğru şeyler yaptığıma inandığını ve bunun gibi beni göklere çıkaran bir sürü şey söyledi. Şaşırmamın sebebi genelde Gerrit'ın bu konularda fazla yorum yapmayışı. Açıkçası beni bu kadar sevdiğini ve tanıdığını da farketmemişim. Şimdi Hollanda'da da bir abim olduğunu farkettim:)
Eh, artık ayaklanma zamanı. Hazır kendimi toparlamışken evceğizimi de derleyip toplayayım. Bugün erken kalktığım için zamanım bol. Kendi kendime saate bakıp "yihu" falan diyorum.
Bugün yapacağım çok şey var:)
Not: Yukarıdaki resim yine Nicole Wong'dan (Enfes kediler çiziyor ve blogger da sayfası var bilginize:) )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder