9 Ekim 2009

İşte bu kısmından hoşlanmadım....



Dün geceye (8 Ekim) kadar durumu sakin ve daha ılımlı karşılıyordum. Cuma günü buluşalım dediği için de saat belirlemek üzere dün gece telefonlaştık. Önce benim cuma çok işim var zaten aslında Cumartesi demiştim diyerek konuşma başından sarpa sardı.

Sürekli uygun olduğu, olmadığı saatleri sıralamaya başlayınca biberin herhalde çok acelesi olmadığını, çok acil görüşmemiz gereken bir durum olmadığını söyledim. Hafta sonu görüşsek dedi onda da ben uygun değilim dedim. Arkadaşlarınla mı buluşacaksın dedi, evet dedim.

Bi süre sessiz kaldıktan sonra "bana kızgın mısın?" diye sordu. Sesim elbette laylaylom değildi. Kızgın değilim ama sanırım biraz kırgınım dedim. Cevap şuydu:

"Gelişememişsin"

Bir an şaşkınlıkla "ne demekmiş o?" diyebildim. "Budist yönden gelişmemişsin. Şevkat gösteremiyorsun" dedi. İşte tam olarak o andan itibaren kan beynime sıçardı!

"İnsanım ben yahu! Doğal olarak da hemen toparlayamıyorum. Üzgünüm ve bunun yüzünden de sesime seninle konuşmama herhangi bir mutluluk ibaresine rastlamak zor!" diyerek açıklamada bulundum. Neden? Nedenini o telefon konuşmasından sonra daha net kavramaya başladım:

-Neden dizi izliyorsun bunun sana ne yararı var?

-Ama....

-Neden saçını topluyorsun açarsan daha güzel oluyor.

-Ama...

-Biraz fazla sayıda arkadaşın yok mu senin? Neden çok dışarı çıkıyorsun?

-Ama...

Ama mı?

Saf saf oturup yapmaktan hoşlandığım şeyleri sırf ona garip geliyor diye oturup açıkladım. Çünkü başıma böyle bir şey ilk kez geliyordu. 

Of of of!

Her ilişki bitiminde aynı hızlandırılmış kurs. 

Kendim bile bu konu üzerinde konuşmaktan sıkıldım. Ama işte bir klasik olarak şu anda kendi hatalarımı da onunkileri de çok daha net görüyorum. Büyük ihtimalle onun hatalırını daha da net görüyorumdur zira ona haylice kızgınım. Artık bu buluşma kısmını da halledip konunun noktasını koymak lazım.

Dün çok keyifli bir akşam geçirdim. Baya bir zaman sonra yeniden Özlem'in misafiri oldum. Bundan sanırım en son 2 yıl önce yine böyle bir toplaşmaya katılmıştım. O da acaip keyifliydi. Bu kadar Amazon'u bir arada görmek, sohbet, tatlı krizi, çay ve duvarlarda yankılanan kahkahalar müthişti. Aslında belki de tam da ihtiyacım olan şeydi. 

Benim bile sıkıldığım hikayeyi sağolsunlar usanmadan dinlediler. Ve çıkan sonuç:

Gülru: Vay gerizekaaalı!

Pınar: Gözümsün!

Özlem: Aaaaa yok artık!

Böylece anladım ki genel olarak aynı fikirdeyiz. (smiley)

Geceyi Nazlılarda geçirip öğlen de eve geldim. Fakat o kadar keyfin üzerine içeride cımbıl cımbıl duygusallık yerinde duramadı. Tam Nazlılardan çıkacakken Muse'ın şimdi anımsayamadığım bir parçası çalmaya başladı. Müzik öyle bir şey ki, kulaktan içeri girdiği andan itibaren çok enteresan yerlere gidebiliyor. Sanırım benim de kalbime, ordan burun direğime, oradan da göz pınarlarıma hücum etti. Kapıdan çıkarken sesim titremeye başlamıştı ama kapıdan çıktıktan sonrası baya fenaydı.

Hayatımda ikinci kez güneş gözlüğümü takıp yolda yürürken ağladım.

İçimdeki Drama Queen bu duruma çok sevindiyse de onun bu sevinci eczaneden aldığım Passiflora ile son buldu.

Son birkaç günün özeti böyle. Bu yazıdan itibaren daha cızlamasız birşeyler yazacağımı umuyorum.




1 yorum:

neptuneptun dedi ki...

Çok güldük de mi? Bence de pek hoş bir akşamdı.