
Dünyaya gelip de hatırladığım ilk şeylerden biri abimin sünnetidir. Üzerinde subay kıyafeti gibi bişey vardı. Şapkasıyla, apoletleriyle tam bir subay gibiydi.
Bizim öyle stüdyolara felan verecek paramız olmadığı için artık her kimdiyse abimi alıp yan apartmanın altındaki bakkalın önünde fotoğrafını çektiler sünnet hatırası olarak. Ben de oradaydım.
Topalak, sarışın ve dünyanın en kuyruk kız kardeşiydim. Abim nereye ben oraya...
Kendimi bide erkek felan gibi bişey zannettiğim için, onun her yaptığını yapmam gerekiyor gibi bir durum vardı.Ben babası tıraş olurken onu hayran hayran izleyip yüzüne arko traş sabununu süren bir kız çocuğuydum.
Abim esmer, zayıf, ince sesli ve uyumlu bir çocuktu. Allah beni ona resmen sabrını sınamak için göndermiş gibiydi. Uyuz olduğu ne varsa onu bir şekilde bilir, bir tenhada sinsice yapardım.
O hep bisikletini, topunu, dergilerini ve kitaplarını yani ona ait ne varsa arkadaşlarıyla paylaşırdı. Ve o paylaştığı şeylerin başına hep bir şey gelirdi. Diğer uyanık bebeler bunu pek yapmazdı. Bu yüzden hep azar işitirdi abim. Malum bir plastik top olsun, Kırmızı Pinokyo bisiklet olsun, Milliyet Çocuk Kitapları olsun bunlar çok değerli şeylerdi.
Abim çok okurdu. Deli gibi okurdu. Hatta belki biraz deliydi. Bilim-Teknik Dergisini okur okur sineklerin, solucanların, evimizdeki sağlam radyoların ya da benim üzerimde çeşitli deneyler yapardı. İçini açıp kurcalamadığı şey yoktu.
Bana da "uyuuu uyuuu" şeklinde hipnozumsu tekniklerle kimi telkinlerde bulunur abuk subuk şifreler ezberletirdi. Hala hedefi hatırlamasam da o şifreleri hatırlıyor olmam bu tekniklerin işe yaradığının garip bir göstergesi :)
Ona çok güvenirdim. Çağla uğruna tepesine tırmandığım ağaçtan inemediğimde, bir halt edip sopa yiyeceğimi anladığımda, kafamı balkon demirlerine sokup çıkaramadığımda, sokakta yavru kedi- köpek allah ne verdiyse bulup da eve getirdiğimde ilk kelimem "ooozzzaaabiiii" olurdu.
Aslında ona pek "abi" demezdim. Ooz'du o benim için. Kendimi aynı yaşta falan mı zannediyordum artık nedir.
Sadece sokakta top oynuyor ve ortalıkta çoklu bir abi durumu varsa ancak o zaman yanına "abi" yi sıkıştırırdım.
En büyük zevkim o okula gitmek üzereyken ayakkabılarını bağlamak için eğildiğinde kısacık kesilmiş dik dik saçlarına elimi sürerek "tırrttt" yapmak ve onu delirtmekti. O zaman diş telleri vardı ağzında. "Yaaeefff! Yapsmassana be!" derdi.
Annemle sık sık cildiyeciye ve diş doktoruna giderlerdi. Özel sabunları ve ağzına taktığı enteresan diş telleriyle Robokop gibi biri olmuştu. İçin için gıskanıyordum ne yalan söyliyim. Onun ne çektiğini bilmeden...
Biz babasını gece yatmadan 15 dk önce falan görebilen iki kardeştik. İki, bilemedin üç işte çalışan bir öğretmen baba, ve türlü sıkıntıyla kendince mücadele eden dellenmiş bir annenin iki çocuğu.
O zamanlardan başlayan gülme krizlerimiz, dandirik durumlara olan bakış açımız ve espri kabiliyetimiz bunlar sayesinde gelişti sanırım.
Bir gece Abdullah amcanın "aman be yaw, olmaz ki yaw" demesiyle Büyük Teyzemin demesi arasındaki volüm ve hız farkına annemim "şşştt!" demesine kadar katıla katıla gülmüştük...
Abimi hep güzel güzel ders çalışırken hatırlıyorum. Ve şimdi anlıyorum ki hebisi yalanmış! Bana hep "bak abin gibi ders çalış. O ne güzel çalışıyor" derlerken onun yer altında sakladığı çizgiromanları ve Gırgırları okuduğunu sonradan öğrendim. Heyhat!
Bana büyüteç yapmayı, büyüteçle sinek yakmayı, gazetede delik açmayı, kumdan baraj yapmayı, uçurtma uçurmayı o öğretti. Kavga etmeden de oyun oynanacağını, paylaşımcı olmanın sadece paylaşılan maddeye zarar verdiğini, Gırgır gibi mizah dergilerini, Çizgi Roman kültürünü, iyi bir müzik zevki sahibi olmanın önemini,yaratıcı hayal gücünün ne kadar zevkli olduğunu da o öğretti.
İlk biramı onunla Blues Bar'da içtim. İlk barıma da böylelikle gitmiş oldum. Sevgilimle buluşmak isteyip de evden izin alamadığımda yine arkamda o vardı.
Bir gün Üniversiteyi kazanıp şapadanak Eskişehir'e gitti.Ben ergen kimlikli bir gerginken birden bire onsuz kaldım. Abimin kim olduğunu, hayatımda nasıl bir yeri olduğunu, onsuz evdeki yaşamın ne kadar "eksik" olduğunu o zaman anladım.
Çok tıkandığımda ona mektuplar yazardım. Yazarken de ağlardım. O kadar özlerdim ki...
Evde yıllarca sofraya 4 tabak, 4 çatal konurken birden bire 3' e inmek çok zoruma gitmişti.Aile dediğin 4 kişiydi benim için...
Sanırım o gittikten sonra en çok söylediğim cümle "dünya bir yana, abim bir yana" idi.
Abim benim için aşktı, arkadaşlıktı, sevgiydi, destekti, dosttu. Yani ihtiyacım olan her şeydi...
O Eskişehirdeyken ben de onun izinden gittim. Yüksel Caddesine dadandım. Pink Floyd, Janis Joplin, Queen dinliyordum. Gırgır, ya da benzeri her ne varsa onu okuyordum. Has Çay Evine takılıp benim gibi insanlarla bir arada zaman geçiriyordum. Yani elimden geldiği kadar yaşıyordum.
Hayatımızın bazı zamanlarında apayrı yerlerde ve apayrı şeyler yaşadık. Bazen çook uzaklarda kaldık birbirimizden. Ama hiç bir şey onun benim abim olduğu gerçeğini ve benim ona olan sevgimi değiştiremedi.
Bugün abimin doğum günü.Ona nasıl bir hediye verebilirim diye çok düşündüm. Yanında onu çok seven, ve onun da çok ama çok sevdiği birinin olması beni inanılmaz mutlu ediyor. Biliyorum ki sıkıntıları olsa da yanında ona hayatı boyunca destek olabilecek dünya tatlısı biri var. Sanırım bu ona hayatın verdiği en güzel hediye.
Benimki ise ne kadar çabalarsam çabalayayım tam olarak anlatamadığım ama dilim döndüğünce yazdığım bu satırlar. Abimin kendisini kardeşinin gözünden görmesini istedim. Ne kadar sevildiğini ve hep sevileceğini bilsin diye.
İyi ki benim abim olmuş. İyi ki benim abim "Oğuz" olmuş.
Canım abim nice güzel yaşlara...
Seni çok seviyorum.
3 yorum:
gümbür gümbür bir sağanak yaşandı evimizde sayende. durum kelimelerle pek ifade edilebilir halde değil bu yazıdan sonra. ne diyebilirim ki...
evet bir saganak da benim icimde yasandi.. anlatamam ki.. :((
valla şurda gecenin bu vaktinde, yatmadan bi bakayım janis ne yapıyor, derken bende bile sular seller baraj kapaklarını zorladığından, edirne'de neler olduğunu düşünmek bile istemiyorum.
Yorum Gönder