
21 Mart bişeyin kurtuluşu mu diye uzun uzun düşündüm bugün. Ta ki "Nevruz kutlamaları hede hödö" oldu diyene kadar tv kanalları.
Ben Lise 1. sınıfa kadar Nevruz nedir bilmedim. Ailemin de haberi yoktu. Yeni taşındığımız evin penceresinden baktım o gün. Karşıdaki boş arazide ateş yakmış çocuklar. Pür neşe atlıyorlar ateşin üzerinden. "Anam" dedim. "Ne ki bu?"
O zaman ona buna atlama iç güdüsü olduğundan gittim ben de atladım neye atladığımı bilmeden. Meğersem Nevruzmuş. Ne güzel bir kutlamaydı. Niye böyle bir kutlamadan uzak ve habersizmişiz ki biz? Sanırsam bölgesel ya da yöresel bir kutlama bu.
Ateşten atlamanın manası Şamanizme dayanıyormuş. Ateşten atlamak, ateşe bakmak ruhu temizliyormuş. Aslanım Şamanizm!
Ne kadar eğlenceli kutlama varsa ondan uzak kalmışız. Kanlı revanlı bayramları ya da kusana kadar şeker yenen bayramları düşününce bu bin kat daha iyi.
Valla kimse yargılamasın, kusura da bakmasın. Antil kuntil aydınlar gibi klasik eleştriler yöneltmeden bu işler bana ters diyip bu konuyu kapatıcam.
Ben gider ağaçlara sarılırım, ıslak çimenlerde yürürüm, mavi gökyüzüne bakar salak salak sevinirim. Kuşların sürü halinde uçtuğunu gördüğümde nerde olursam olayım durur bakarım kafam havada. Gün batımının rengine hayran kalıp, geceleri aval aval aya bakarım. Artık bu neyin nesiyse ben de onun osuyum.
Bugün Ankara'da baharın ilk günü gibi bişeydi ve bunu farkeden hemen herkes bizim gittiğimiz yerde, yani Eymir Gölü'ndeydi.
Bu kadar zamandır giderim ben böyle trafik, böyle insan ve köpek kalabalığı görmedim Eymir'de.
İki damla su göreceğiz diye garibim tüm Ankara gölün etrafına yayılmış.Naz ve Dolge kahvaltı etmek için 2 saat kadar beklemek zorunda kaldı. Zira her yer dolu, her yerin mama sırası vardı.
Bu şehri niye seviyorum diye kendimi bazen sorgularken hep aynı cevap geliyor aklıma. Olanaksızlıkların içinde olanak bularak sevinen bir insan güruhuyuz bu şehirde.Denizi yok, aman aman bir yeşilliği yok, enteresan bir tarihi dokusu yok.Çok ilginç sokakları felan da yok. Bunlar olmadığından olabileceklerle sevindirik olarak yaşıyoruz. İstanbul'a gittiğimizde "anamm deniz, tarihhh, midyeee" diyebiliyoruz. Tadını alabiliyoruz olmayan şeylerin.
Bir nevi Ankara bir memur, biz de onun belli olanaklarla yaşayan çocuklarıyız aza kanaat edebilen, çoğu görünce de tadını alabilen...
1 yorum:
kız janis, yarın kısırı seğmenler'de çimlere battaniye serip üstüne yayılıp mı yesek ki? sonra kitap okuruz, bahar ruhuna kaptırıp danalar gibi depişiriz falan. ne dersin?
Yorum Gönder