18 Mayıs 2010

Az daha kassam 2 ay olacakmış yazmayalı. Galiba benim birşeyler yazmak için enteresan aksiyonlara falan ihtiyacım var.

Son zamanlardaki en büyük aksiyonum saçma sapan rüyalarım. Yeniden rüya görüyor olmak benim için bir aksiyon...

Daha güzel bir aksiyon: 1 aydır tamirde olan bilgisayarım doğurdu!!!

Uzun zamandır photoshop çalışmak arzusuyla yanıp tutuşurken eski bilgisayarım bir explorer sayfasını bile 3-4 dakikada açmaya çabaladığından bu hevesim kursağımın çok aşağılarında kalmıştı. Ne yapalım, ne edelim derken sonunda bir bilgisayar canavarı arkadaşa "eti senin kemiği benim" şeklinde veriverdik.

Ve 3 haftanın sonunda photoshop u rahatça kullanabileceğim bir bilgisayarım oldu. Sabahtan başına oturup gece yarılarına kadar, popomu hissedemeyeceğim uzunlukta zaman geçiriyorum.

Yeni bir şey öğrenmeyeli, ona hevesle yapışmayalı baya bir zaman olmuş. Ciddi bi bilgi açlığı çektiğimi anladım.

Aslında 9 aylıktan 20 yaşına kadar insanda zaten halihazırda bir öğrenme mecburiyeti oluyor. Okulla başlıyor bu mecburiyet, sonra da hayatla ilgili kısımlarla devam ediyor. Ama bir zaman geliyor okulmuş, efendime söyleyeyim kursmuş şuymuş buymuş bu tür mevzular sona eriyor. Geriye hayat tecrübeleri ve onun üzerinden yaşanan zamanlar kalıyor.

Aslında bu öğrenme açlığını hem zamansızlıktan, biraz parasızlıktan, biraz da tembellikten zaman içerisinde koyuyoruz bir kenara.

Ben kursları severim. Severdim yani. Yeniden olsa üşenmem giderim. Gideceğim de. Yepisyeni şeyler öğreneceğim. Yıllarca "öeh! öğrenip de ne yapıcam" dediğim şeylerden biri de olsa öğrenicem!


Yahu, şu yazın perdenin ılık ılık havalanmasına, içeri giren rüzgarın şöyle bir sürtünüp gitmesine deli oluyorum. Beni benden alan filmlerin bir sahnesi gibi. Ama yanıbaşımda. Bazen o anda çalan bir müzikle kardeş olup beraber hareket ediyorlarmış gibi geliyor.

Anlık bir geçiş yaşadım. Bazen rüzgarla ilerleyen bir bulut gördüğümde de bu oluyor. Sanki olağanüsü bir şey görüyor gibi oluyorum. Çok olağan ama belki de olağanüstü.

Sakinim son zamanlarda. Evimin kadını modundayım. Biraz sosyal aksiyonlardan uzağım.
20'li yaşarımı düşünüyorum da şu anda evde oturmak bana azap gelirdi muhtemelen. Çıkmak, birşeyler yapmak ya da hiçbir şey yapmadan dışarda olmak için delirirdim. Hele de yazsa. hele de babam izin vermeyecek moddaysa, hele de hele hele loy!

BAzen o günlerin çok geride kaldığını farkedip baya bir geride kaldığını sindirip kısa garip anlar yaşıyorum. Hep aklıma o zamanlar en iyi arkadaşım olan Müge'nin ettiği bir laf geliyor. "Annem dedi ki 19 dan sonrası çok hızlı geçiyormuş lan!!!".

19? Öyle bir rakam vardı hayatımızda bir zamanlar.

İyi de neden normalinden fazla geçiyordu o süreç? Çünkü 19 dan sonrasında özgürlük, başka telaşlar, büyüme sancıları, değişimler dolduruyordu hayatı. Ondan öncesi tırı vırıydı. Okula git, okuldan gel, arkadaşlarla takıl, o bara git, bu cafeden çık. En büyük derdin ya izin alamamak, ya istediğin yere parasızlıktan gidememek, ya sınavın kötü geçmesi, ya da arkadaşın küsmesi oluyordu.

Şimdi 19 falan olmak istemezdim. Şimdi olduğum yaştan memnunum. Bundan 5 sene sonra da, 10 sene sonra da aynen böyle düşünmeyi umuyorum. Bu umudumun içinde teknolojinin gelişiyor, kozmetik dünyasının ilerliyor olmasının da payı yok değil elbette ;)

Klasik bir hikaye vardır bilirsiniz belki. Bir gün bir melek bir adamın yanına gelir ve der ki: "eğer istersen seni 19 yaşına geri döndürebilirim". Adam da meleğe sorar "peki deneyimlerimi de 19 yaşıma taşıyabilecek miyim?". Melek "hayır" diye cevaplar. Adam da "benim yıllarca edindiğim yaşama dair deneyimler 19 yaşımdan daha kıymetli" der ve meleğin teklifini geri çevirir.

Ben bundan 1 yıl öncesine bile geri dönmek istemem. Şu son 1 yılda edindiğim deneyimler bile çok kıymetli.

Yalnız deneyim biraz göreceli bir kavram. Olaylara ve durumlara doğru bir bakış açısıyla ve mantıklı olarak yaklaşabiliyorsanız deneyim olur. İleride size ışık tutar, yol gösterir. Öteki türlü aynı yerde dönüp dururken yıllar geçer...

En önemli şey insanın hatalarına sıkı sıkı tutunmamasıdır bence. Hata olduğunu bile bile sırf o bizi biz yapıyor diye ona sarılmaya, yapışmaya devam edersek, işte o bizi çok farklı yerlere götürür.

Bunları neden yazıyorum? Yazdıkça, yazdıklarımı okudukça neyi öğrendiğimi görüyorum. Neyi anladığımı, ya da anlamadığımı....

İnsanın dilinin şişmesi gibi benim de elim şişmiş. Yazmayı özlemişim.

4 yorum:

çello çalan kedi dedi ki...

hoşgeldiiin:)
gözümüz yollarda bekliyorduk şekerim.

geveze baykuş dedi ki...

benim de gözüm şişmiş! nerdeydin be?

Nazlila dedi ki...

Dönüsün muhtesem olmus Defnecim, tüm yazdiklarina da katiliyorum. Agzina ve eline saglik :))

Benim Güzel Yolculuğum dedi ki...

Hoşbuldukkkkk Hanımlar:)