Kamilimin Koç'umun bindim rahat hattına. Allahım şükürler olsun o gün gördüğüm teknolojiye!
Tekli koltuk, önümde mis ekran,zibilyon fim seçeneği,müzikler vs vs...
İstanbul'a gelene kadar 3 tane film izledim. Aslında sağıma soluma bakmayı çok severdim yolculuklarda.Ama bu sefer teknolojinin ışıltısı gözlerimi kamaştırdı.
Her zamanki gibi Asya kıtasından Evropa kıtasına geçerken köprüde sağ ayağımı hafifçe öne aldım. Bunu her İstanbul'a gidişimde yaparım.Uğur saymakla alışkanlıkımsı gelenek gibi bişey. (kendime bile açıklayamıyom)
Servisle Beşiktaşa geçtim. Burnuma gelen o karışık kokuları öyle seviyorum ki. İstanbul'un parfümü işte bu! Karışıklık, alkol, balık, egzos, zibilyon tane insan ve en önemlisi de deniz kokusu.
Aslı'yla buluştuk, kocaklaştık ve doğru eve. Sağolsun Tolga çay demlemiş.Üzerine de yemek ve bol sohbetli biralar zinciri. Biranın tadını ve böyle güzel sohbeti özlemişim.
Sabah erkenden kalkıp Aslı'yla yaptığımız "İstanbul Listesi" ni çıkardık. Cankurtaran-Erol Taş kahvesi-. Sultanahmete, oradan da Cankurtarana güzel bir yürüyüş yaptık. Yolu şaşırdık, kahveyi bulmamız 1 saati aldı.Ben mehter adımı fotoğraf çekmekle meşgul olduğumdan iyice yorulduk.Sonund Erol Taş Kahvesine ulaştık. Mis gibi çaylarımızı içip, soba sesinin de tadını çıkardıktan sonra İstiklalin kalabalığına dalmaya karar verdik. Aslı zaman zaman kendini mağazaların içinde kaybederken biz, Tolga'yla İstiklal'in son dönem şemsiye modasını takip edip not verdik. Bir amca baya plaj şemsiyesi kıvamında bir şemsiyeyle yürümekteydi misal...
Birşeyler atıştırıp İstiklal'in kalabalığından Cevahir AVM'nin kollarına attık kendimizi. AVM leri sevmiyorum. İçinde ağzıyla kuş tutan adamlar olsa girmem oralara. Ama giriyoruz el mecbur.
Eve geldiğimizde her yanımız ağrıyordu. Kaba bir hesapla 4 saat kadar yürüdüğümüzü farkettik...
Bu sabah yine cevval cevval kalkıp listenin 2. maddesine geçtik.İstikamet Çengelköy!
Biraz hayal kırıklığına uğradım sanki.Sandım ki Süper Baba Fiko oralarda.Kahvede mahalleli takılıyor.Nerdeeee!
Kahve tamamen turistik.Tıkabasa insan evladı.Bir çayın gelmesi en iyi ihtimalle 20 dk.
Bir süre orada takıldıktan sonra Beylerbeyi'ne yürüdük. Kıyıda Kargalarla kovalamaca oynayıp fotoğraflarını çektim.Midye alacaktık ama o sırada benim "Yea bu İKEA nirde ki?" sorumla beraber kendimizi Ümraniye otobüsünde bulduk. Meğersem onlar da ne zamandır istiyolarmış gitmeyi.Uzun bir yolculuktan sonra (allaam bu günleri de göstertti şükür)İKEA'yı dünya gözüyle gördüm. Görmekle kalmadım dibine vura vura gezdim.Ağzımın suları aktı, kanepelere sarıldım, sehpalarla helalleştim ve alabileceğim ortalama birkaç şeyle paçayı yırttım.
Yarın abim geliyor.Aslı ve Tolga çalıştığı için erkenden yattı gariplerim.Sayemde iki gündür 2 aylık aksiyonlarını yaşadılar benimle.
Ayaklarım sızlıyo, bacaklarım hamlamış durumda ama halimden pek memnunum.
Yarın öğlen bir Beşiktaş Çarşı turu, arkasından İstiklalde Atlas pasajı ve Kilise kucaklaşması planlıyorum.Umarım hava daha iyi olur.Biraz güneş çıksa mesela çok enfes olur diyorum.
Bu arada Aslı'nın 4 tane kedisi var ve şu anda kapıma dayanmış durumdalar.Kedilerden özellikle bitanesinin içine insan kaçmış.Bundan eminim.Fotoğrafı görünce bence siz de hak vericeksiniz.
Sevgiler.
2 yorum:
eveeetttt, ikeaseverler birliğine hoşgeldiiiinnnnn, ayy çok güzel anlatmışın bi daha bi daha bi daha gidesim geldi istanbulaa, gez doya doya e miiii??
ikeaaaaaaaa evimizin her bi şeyiiiiiiiiiğğğ...
bayılırım ikea'ya. her metrekaresini ayrı zevkle gezerim. en son sınırsız kahve ve 1 dilim cheesecake eşliğinde yorgunluk atar kaçarım. ankara'da da olsa keşke.
Yorum Gönder