Güzel bir sabaha uyandım. İşin garibi mutlu bile kalktım. Sonra hemen anladım nedenini. Rüyamda yeniden birleştiğimizi, herşeyin yoluna girdiğini görmüştüm.Beynim buna inanmak istemiş, öyle de uyandırmış beni...
Neyse dedim, sahte de olsa bu mutluluktan bir pay alayım, konuyu geride bırakıp hissiyatını yanımda götüreyim bari.
Hava çok güzel bugün.Akşama misafir var ve ben ev temizliğine giriştim.
Birkaç blog önce bahsettiğim ansiklopedileri verecek bir yer bulamadığım için uzun zamandır duvar gibi odamın köşesinde duruyorlardı.Birkaç öğretmen arkadaşa da danıştımsa da, en azından Ankara'daki birçok okulun ansiklopediye boğulduğunu ve almadıklarını öğrendim.Vakıf ya da kurumlardan da bir şey çıkmadı.
En sonunda en azından kağıt toplayanlara yarasın diyerek kapının önüne koydum.
Elimde elektrik süpürgesiyle sağı solu alırken bir baktım babam elinde torbalar homur homur ansiklopedileri topluyor.Annem sessizce "ses etme" dedi. Baktım torba torba ansiklopedileri balkona taşıyor.
Balkon babamın biricik deposu.Marketten bulduğu ve onu neşeye boğan kocamaaan zeytin kovası olsun, garip kutular olsun atmaya kıyamadığı gibi biriktirmeye de doyamadığı bir çok şeyi balkona koyuyor.
Bundan 15 sene önce aynı şeyi yapan büyükbabamla çatır çatır kavga eden adam, şimdi onun yolunda hızla ilerliyor."Babacığım" diyorum. "Bak açıkça söylüyorum, sen gidince atıcam ben bunları ve geldiğinde hangisi eksik hatırlamayacaksın bile". Atıyorum da netekim.Ve o da farkına varmıyor.
Annemin kavanoz ve saklama kabı merakını anlayabiliyorum.Çok sık olmasa da işe yarar şeyler onlar. Ama allahaşkına marketten alınan kocaman,yağlı bir kovanın evde işi ne?
Şimdi bunları söylerken 15-20 sene sonra acaba ben de kendi yığınımı yapmaya başlar mıyım diye düşünmeye başladım. Huydur çeker, bktur kokar mı?
Aslında sanırım bunun için çok yaşlanmaya da gerek yok.Tamamen huyla alakalı.
Geçenlerde kuzenime (Yalçın) gittiğimde orda da bizim balkondan hallice bir depoyla karşılaştım. Evlerinde perdeyle kapalı hoş bir gömme bölme var. Kuzenimin eşine orayı dolap haline getirmeleri konsunda fikir verirken, "orası Yalçın'a ait" dedi ve perdeyi açtı. Gözlerime inanamadım.Belki yüzlerce kutu. Çocuklara alınan buhar makinasının kutusundan tutun da, tost makinası, mikro dalga fırının kutusuna kadar akıl alamayacak kadar çeşitli kutular. Bir de güzel istiflemiş ki...
Yarın bir gün değiştirmek gerekir, garanti süresi dolmadan arızalanır da kutusuyla isterler endişesiyle o dağ büyümüş de büyümüş.Zamanla artık atılması gerekenlerden de vazgeçemeyecek hale gelmiş nedense.
Aslında bizi biraz da bu tür saçma zorunluluklar bu kalabalığın içinde boğulmaya itiyor. Bunun yanı sıra biz Avrupalı değiliz.Saklama kaplarımız, kavanozlarımız olmalı.Turşu kurarız, reçel yaparız, komşuya dolma götürürüz, buzluğa haşlanmış fasulye doldururuz.Bunlar bizim yaşam tarzımızın birer parçası.
Bu kadar konuşup da, 10 yıl önce bozulan ve hala yaptırılamayan müzik setinin abide gibi gömme dolapta olduğunu ve "ne yardan geçerim ne serden" mantığıyla atamadığımı da eklemek isterim arsız arsız.
Sevgiler.
2 yorum:
hahahaha...
kova olayı harikaymış, tabi ben burdan göbeğimi kaşıyarak gülüyorum ama eğer huy çekiyor diyorsan benim başımda da var bir tane demektir. sen ordan bana "gül sen gül bir 10 yıl sonra görürsün gününü" diyorsundur şimdi.
bu arada babama ispiyonlayacağım seni, balkonu kilit altına alsın, sana oraya girme yasağı koysun, bir balkonu çok görüyorsun adama ;)
kelime doğrulama fainsp
biri bana bu kelime doğrulamanın işlevini anlatsın, bende yok, iyi bişeyse bende koyucam biloguma.
babaannem de hiçbi şeyi atamazdı. babam toplar, poşetlere doldurur atardı da, kadın arkamızdan kapıya çıkar çöpe gider geri alırdı eve. babam bunu farkedince arabaya koyup, uzaktaki çöplere taşımaya başlamıştı. allahım, şu iki taraflı dandik sülalelerden gelen boktan genlerin çoğuyla bi şekilde yaşar giderim de, mevcut biriktirme huyumu bu aşamalara taşıma yarabbimmm!
belki kovada hala zeytin vardır, baban gizli gizli yiyordur?
Yorum Gönder