Meeeh!
Bu sesi kışın güneşsiz sabahlarında çıkarıyorum.
Uyanıyorum, perdeden sızan ışıktan anlıyorum ki dışarıda gene güneş müneş yok! "meeehhh"!
Allah Kuzey Ülkelerindeki insanlara sabır versin.
Yahu her mevsim değişiminde aynı mızmızlanma. Sanki daha önce kış görmedik. Biliyoruz işte kış dediğin şey havanın soğuk olmasıdır, efenime söliyim bilmem kaç günde bir güneş görmektir, kardır,yağmurdur,rüzgardır...
Yaz gelir "allahım bu nasıl sıcak, eridim bittim, gece uyuyamadım,popomdan ter sızıyor".
Ne yapıcaz biz böyle? Herkes sevdiği mevsimde mi yaşasın? Sonra sevmediğimiz mevsim geldiğinde uyutulalım mı?
"Beni kışın ilk gününde uyutun, baharın ilk gününde de uyandırım".Oh ne ala. Yok öyle bişey.
Sanırım kendi popomla kavga ediyorum.Bi an öyle geldi bana.
Hep diyorum ya yürümeyi çok seviyorum diye. Buralarda yürümenin çok saçma olduğunu farketmeye başladım. Her yer cadde. Dünyanın egsozunu, dumanını,tozunu yutuyorum yaw yürürken. En yakın mis park Seymenler. Hadi oraya yürüyeyim desem ona da bir yürüyüş kankası lazım.
Tunalı tarafına yürümek aynı zamanda tehlikeli de. Çünkü her yer mağaza, her yer "al beni,al beni" diye bağıran bişeylerle dolu. Üçünde beşinde "alamam!" diye terslesem de, birinde mutlak teslim oluyorum.
Geçen gün Özlem çocuklarla beraber Gülru ve beni de ODTÜ Bilim Müzesine götürdü.Oradan da daha önce görmediğim alışveriş merkezlerinden birine girdik.Eve elimde bir Lemur anahtarlığıyla döndüm. Evet bir Lemur. Bir şey almam lazımdı demekki. (başım göğe erdi)
Bu arada gene bir Sevgililer Günü daha geldi. Kaç yıldır bu ülkede bu günü kutluyoruz? Kurban Bayramında, Ramazanda görmediğim telaşı görüyorum bu Sevgililer Günlerinde. Her yer kıp kıp konfetiler,kalpler ve bıdık bıdık sevimli hediyeliklerle dolu.
Benim hatırladığım ilk sevgililer günü rahmetli Bülent'le olan. O da denk gelmişti de öyle olmuştu. Hep sevgiyle ve o günkü özelliğiyle hatırlayacağım bir gün.
Hem anlatayım, hem de onu da sevgiyle anmış olayım.
Yıl 1998. Çıkmaya başlayalı sanırım 1 ay olmuş, olmamış. Sabah telefon etti. "Ee, hadi kalk bugün Sevgililer Günü.Birşeyler yapalım". "Olur, yapalım tabii" dedimse de daha önce ne yapılır bilmediğimden beni aldı bir telaş.
Sonra bir telefon daha, "bana gel, film falan izleriz".
Hiç unutmuyorum, v yaka bej bir kazağım vardı. Alel acele onu giydim. Saçımı açtım, makyaj yaptım, ama o da ne! Her açık renk giyeceğimde yaptığım salaklığı onda da yapmışım! Üzerinde kimliği belirsiz bir leke.O kazağa odaklandığımdan giyecek başka bir şey de bulamıyorum.
Haldır huldur lekeyi yıkayıp oradan çıkartmayı başardım. Fakat kurutmaya zaman yoktu. O ıslak haliyle yürüdüm Bülent'in eve.
Enfes bir evleri vardı. Anne-Baba Mimar. Basamaklı kocaman bir salon. Ev teras katı. Pırıl pırıl bir ev.Hafif bir kış güneşi de fonda.
Güzel bir şarap açtık, kanepede yumula yumula film izledik.Bülentçiğimin o nezaketini, o günkü hoşluğunu hiç unutmayacağım.
Evlerinin önünden her geçişimde içimden "ah be Bülent, bak hava ne güzel.Tamam Ankara biraz dandirik, arada boğuyor ama şimdi burada olmaya değmez miydi?" diyorum.
İstisnasız her geçişimde...
Sevgililer Günü denen şeye şimdi kalsik bıdıbıdılardan yapmıycam.Girmiş bir kere hayatımıza. İster görelim, ister görmezden gelelim.Sizi sevindiriyorsa,mutlu ediyorsa görün, keyfini çıkarın kime ne?
Ben misal bu sene (son birkaç senede de olduğu gibi) görmezden gelicem.
1 yorum:
biri yürüyüş kankası mı dedi? alışveriş güdüsünü kulaktan tutup dükkan dışına sürüklemek suretiyle çok pis engellerim. 1979 ankara doğumluyum, sana belki 5 dk mesafede oturuyorum, oy tombulum tombulumdan halliceyim, saçım siyah gözüm ela... yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim!
Yorum Gönder