
Sorgulaya sorgulaya böyle oluyor işte...
Tahammül edemediklerimden uzaklaşıyorum.Sonra uzaklaşmayı seviyorum.Sevdikçe insan yüzü göresim gelmiyor.Göresim gelmedikçe haydi sıfırdan...
Çivi çiviyi söker diyesim gelirse bir karışıyorum, pir karışıyorum kalabalığa.Bu sefer de paçamı mı kurtarsam, ruhumun deliklerini mi kapasam, ihtiyaçlarımı mı gidersem, acaba herkes mi olsam derken içimden bir ses "topuk topuk" diyor.
İstikrar kelimesiyle arkama su dökülmeden vedalaştım gibi.
2011 dedik, güzel şeyler olacak dedik, nefis anlamlar yükledik....
2012'ye bi halt yüklemedim. Ağır mı geliyor nedir, cozutuyorlar sonra.
Dünyanın en aptalca şeyi her şeyin farkında olup da yaşamaya çalışmak bence.Bırak farkında olmayıver. İnsanları anlamaya çalışmayıver. Yaşadığın hayatı önemsemeyiver. Arkadaşlıklarına anlam yüklemeyiver.
Seneler önce Gözde'yle evde haftada 1-2 toplanıp edebiyat çılgınlığı yapardık.Okuduklarımızı,okuduklarımızdan çıkardıklarımızı birbirimize aktarır sonra da kendi yazdıklarımızı paylaşırdık. Çok güzel şeyler çıkardı. Birbirimize hayran kalırdık. O zamanlar beyin süzgeçlerimiz yeni gelişiyor,aldığımız duygusal darbelerimiz bize masal gibi geliyordu.
Naif iki çocuk sayfalarca, dosyalarca yazmışız. Okudum geçenlerde.Üzüldüm...
Baya da güzeller üstelik.
Sonra düşündüm de, aslında doğru gidiyormuşuz.Bir yerlere varacak gibiymişiz.Her nerede ne olduysa, o kafayla başka bir yerlerde kaybolup preslenmişiz.
İnandığımız şeyler "inanır gibi" olduğumuz şeylere dönüşmüş.Tebessümümüz "broken smile".
Gözde İstanbul'da şimdi.Arada konuşuyoruz.Yazdıklarımız gibiyiz ama yazdıklarımızın içinde değiliz...
Ben uzun zamandır yazmıyorum.Yazdıklarım da kısa kısa orada, burada.Aforizma gibi, değil gibi.
Zaten gözlemleme yapmam için dışarıda olmam lazım ama ben baya bir içerideyim.
Gene gittim beynin çalışma sistemiyle ilgili bir kitap aldım. İlla çözücem ya bu beyni.İnsanoğlu neyi neden yapıyor çözücem ya.... (salak)
Önce kendimden başlıyorum "hımm.bunu bundan yapıyormuşum" diyorum.Sebebini buluyorum falan.Sonra "vay anasını işe bak bu da bunu bundan yapmış meersem" diyorum.
Bir süre daha okuyup kafamı yukarı kaldırıyorum ve diyorum ki "bok mu var?" "Empatiden güya vazgeçtin şimdi tıbba mı yöneldin anlamak için?".
Sanki çözümlersem herkes daha güzel olacak.Aniden aydınlanacağım.
Aslında ilk cümleme inanmıyorum da ikincisine inanıyor gibiyim.Ama inanmıyor gibi yapıyorum.Ne yapayım.Okumanın,anlamanın,idrak yeteneğinin ve istemsiz gözlemin bir anlamı olmalı.
Filmler bize bunu öğretmedi mi? Hayatta olmamızın bir anlamı var.Yaşayan her varlığın bir misyonu var.Sineklere söversin "ama onlar bilmem neyi yiyor ondan yararlı", havaya söversin "ama şimdi mevsim şu olmasa bunlar yetişmez"...
Hayata da sövemiyorsun zira "allah çarpar".
Geçen gün 'The Man from Earth''ü izledim.Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biriydi.Küçük bir salonda 5-6 kişi arasında geçiyor.Efekt yok, mucizeler yok... Olması gerektiği gibi. Aslında tam da az önce bahsettiğim konuyla alakalı.
Dün de Woody Allen abimizin 'Whatever Works' adlı filmini izledim.O da ayrı bir güzeldi.Bir 'dahi' nin hayata bakış açısı,yaşadıkları,takıntıları ve hayatındaki değişiklikler üzerine hoş bir komediydi.
Filmlerde insan görüyorum.En azından onlar oyuncu ve yetenekliler.Yeteneksizler, bu işi hayvanlık için yapanlar var dışarıda. Onları sevmiyorum.Görmek de istemiyorum.Görmediklerimle de tanışmak istemiyorum.
Ergen gibi serzenişi bir yana bırakıyorum.Yazıyı bitiriyorum.
Sevgiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder