28 Ağustos 2010

Su kuşu

Şakadanak Ankara'ya döndüm. Salı falan dönmeyi düşünürken bi tanıdığın arabayla Ankara'ya götürme teklifini kaçırmayayım dedim ve biraz daha erkence geliverdim. Allah sizi inandırsın 11 saatlik otobüs yolculuğu dünyanın en pis şeylerinden biri. İşin bir de indikten sonrası var.
Saatlerce aynı köşede yandakinin omuzuna, gtüne başına deymeyeceğim diye kasıl kasılabildiğin kadar. Rakım farkından ve hareketsizlikten ayaklar şişsin. Yarım yamalak, salyalı, boyun tutulmalı uykuyla iyice salaklaşmış bünyeyi indir sabahın köründe AŞTİ'ye. Al eşek kadar bavulu, parasızlıktan AŞTİ servisinde kendine yer bulmaya çalış. En son eziyet de eve bavulu çıkarmak...

Bunların hiç birini bu sefer yaşamadan gelmiş olmak enfesti. Ne ayak şişti, ne tutlmalar oldu. Üstelik bavulum da eve kadar taşındı. Allah bin kere razı olsun.

Bu sefer kesin kararlıyım bir havuza yazılıcam. Su beni inanılmaz mutlu eden bir şey. Aynı zamanda da en bi seve seve yapılabilecek spor.

Biraz daha kilo verdim. Kendimi süper hissediyorum. Saç rengimi değiştirip pişman olmamış olmak da cabası. Abimle süper zaman geçirdim. Gerçi her gün rutin şeyleri yaptık ama bir arada olmak, aynı aileden gelen iki birey olarak birbirini bu kadar iyi anlayabilmek, bunun yanında zevkleri ve hayata dair başka şeylerde de aynı vizyona sahip olmak gibi güzellikler olunca sohbetin tadına doyulmuyor.

Masaya yeniden 4 tabak koymak çok güzeldi. Minübüsün arkasından el salladıktan sonraki 1 saat deniz kenarında boğazımıza oturmuş olan taşları yutkunarak yoketmeye çalıştık annem, babam ve ben...

Abim gittikten sonra benim "Garıla" tayfasıyla biberdi, domatesti, patlıcandı kurutma, derleme ve kışa hazırlama işlerine giriştik. Akşamları terasta oturup bu işleri yapıp dedikodu, çay derken keyifli zaman geçti. Her gün takıldığımız otelin havuz kenarından çekirdekli çaylı zamanlar geçirdik ve çok fazla sıkılmadan döndüm.

Canım Ankara'nın havası sonbahara yaklaşmış, efendileşmiş, durulmuş. Klasik Ankara akşamları geri dönmüş. Evde uyunabiliniyor terlemeden. Çok mutluyum wallahi.

Bugün Asuman ve Gerrit'le buluşup akşam yürüyüşü yaptık. Araları gene biraz limoniydi. Allahtan Gerrit'in konuşmaya doyamadığı birkaç konuyu açtım ve yüzünü güldrüdüm. Gene duvar gibi duracaktı yoksa dutch dutch.

Eyoo yarın havuza gidiyomuşuz! Az önce Öslem'le konuştuk. Su mu derken su suyu çekti. Yipiii.

Fazla bişey yok işte şimdilik. Ama olacak. Evrene bol bol mesaj gönderiyorum, hissediyorum. Enfes şeyler olacak.

1 yorum:

Nazlila dedi ki...

hahahaa, dutch dutch yorumuna koptum..