18 Aralık 2009

Yorum Farkı



Simitçide oturmuş çay içerken Erol Evgin-Hep Böyle Kal çalmaya başladı.
Nedense Erol Evgin şarkıları bende gözüyaşlı mutluluk hissini, Neşeli Günler filmini izlerkenki hüzünbaz ama umutlu duygularımın benzerini coşturur. "Ya ne kadar güzel di mi şarkı. İçim bir garip oldu. Sevindirik gibiyim sanki" dedim. Suratı asık bir şekilde "Ben hiç sevmem. Dinlerken içime kasvet doluyor" dedi. "Çocukluğumun en sıkıntılı zamanlarını hatırlıyorum..."

Aslında ona sıkıntılı gelen şeylerin hemen hepsini ben de yaşamıştım. Bit oda, bit salon bir evde 4 kişi yaşıyorduk. Ev sobalıydı. Salonda abimle kanepelerde yatıyorduk. Odamız, kendimize ait dolabımız falan yoktu. Annemlerin yatağının altında kapağı olmayan eski bir bavul benim giysilerimin durduğu birşeydi ve adı da "yarım bavul" du. O yarım bavulun zemininde üst üste zamanında Hayat Dergisinin verdiği Kayahan ve Erol Evgin posterleri vardı.

Sanırım bu yüzden benim ilk aşkım Erol Evgindir.

80'lerde büyümüş her çocuk gibi dünyanın en sıkıcı Pazar günlerini yaşadım ben de. Ders çalışmak zorunda olmak ama aynı zamanda enerjik oyun çocuğu olmak, evde televizyonun olması ama pazar günleri televizyonda sadece maç olması, dışarı çıkmak istemek ama o günün "banyo" günü olması, aynı zamanda soba etrafında, ötede beride çamaşırların asılmış olması ve evdeki nemli Hacı Şakir kokusu, annenin iş yapmaktan artık delirecek durumda olması ve mütemadiyen evde bir gerilim hattının oluşması...

Bizim eve özgü pazar günlerinde tamamen tesadüfi olarak patates yemeği pişmesi ve banyo kazanının delik kısmından gelen "cızz cızz" sesini de eklemek isterim.

Çocukkenki en büyük hayalim o dandirik banyo kazanının yanına fütursuzca konan sabit duşun bir gün çalışma olasılığı idi. Arada biraz damlatır, ben de büyük bir zevkle kafama düşme olasılığı olan su damlalarını keyifle beklerdim.

Babam Maltepe sigarası içerdi. O zamanlar sigara çocuklar yanında rahatlıkla içilen, zararlılığı konusunda ortalığın velveleye verilmediği bir alışkanlıktı.

Her Türk ailesi gibi bir kooperatife para ödemekten helak, umutlu bir bekleyiş içindeydik. Kendimize ait evimiz olacaktı. Hayal etmek bile bizim için müthişti.10 yıla kadar bitecek diyorlardı ben 10'lu yaşlarımdayken.

Milliyet Gazetesinin verdiği kartondan ev faaliyetleri de bu isteğimizi kamçıladıkça kamçılıyordu. O evleri en canhıraş yapan kişi hep babam olmuştur.

Evde ay başları ve ay sonlarında hummalı bir çalışma başlardı. Annem, babam, abim ve ben masanın etrafında oturur aylık harcamalarımızın olduğu defterde yapılan hesaplara bakardık. Her ay hep aynı sonuç çıksa da, hepimizde çaktırmadan bir gün aniden bizi rahatlatacak bir para fazlası çıkma mucizesi beklentisi olurdu.

Annemle babam tartışırdı. Onlar tartıştığında ne onlar için,ne de bizim için evin içinde kaçacak alan olurdu. Herşeyimiz ortadaydı.

Hafta sonları eskaza erken bir saatte zil çalsa, abimle ben pijamalı pijamalı elimizde yastık yorganlarımız, kaçarcasına annemlerin odasına girerdik. Evin kapısının direk salona açılması durumu bizim için tam bir işkenceydi.

Hep beraber o kadar aleni yaşıyorduk ki, birimizin herhangi özel bir şey yaşama olasılığı inanılmaz derecede azdı.

Evimizin kapısı ufak bir kalça darbesiyle kendiliğinden açılabilen bir kapıydı. Ne hikmetse o eve hiç hırsız girmedi.
İşin en güzel tarafı anahtarı evde unutunca eve girmek kesinlikle sorun olmuyordu.

Kışın en sevdiğim şey camlarda biriken buzlarla oynamaktı. Tırnağımı takıp üçgen şeklindeki o buzları çıkarmak çok hoşuma gidiyordu. Şimdi düşününce aslında evin ne kadar soğuk olduğunun göstergesi olduğunu farkediyorum.

Evdeki bir diğer zevkimde, babamın uzun taksitler sonucu aldığı radyomuzun yanına oturup kafamı hoparlör kısmına dayayarak şarkıları dinlemekti. Bazen Modern Folk Üçlüsü, bazen, Mustafa Sağyaşar, bazen Fikret Kızılok, bazen de Erol Evgin...

Şarkı çalarken hızlıca aklımdan geçti tüm bunlar.
"Hep böyle kal demek sence de saçma değil mi? Hayatta ne sabit kalıyor ki sanki?" dedi.

10 yaşındaki ben, kafamı radyonun üzerinden kaldırıp garip garip suratına baktım.
Şimdi cevabını buldum bu sorunun.

Anlılarım!


Erol Evgin'e, Melih Kibar'a ve Çiğdem Talu'ya sevgilerimle...

-Hep Böyle Kal-
Herkes birşeyler aldı götürdü benden
Kimi umutlarımı
Kimi inançlarımı
Kimi en güzel duygularımı

Sen başkalarına benzeme sakın hep böyle kal hep böyle kal
Hep bana yakın

Herkes bir şeyler aldı götürdü benden
Kimi bugünlerimi
Kimi yarınlarımı
Kimi en güzel duygularımı

Sen başkalarına benzeme sakın
Hep böyle kal hep böyle kal hep bana yakın

1 yorum:

Unknown dedi ki...

of aman ! bazı ayrıntıları unutmuşum ama bu mükemmel anlatımın beni deli gibi güldürürken biryandan da ağlattı yaw.:')
bi Senin yazılarını bi de Ferhan Şensoy'u toplu taşım araçlarında okumamak gerekiyor, ha bi de bazen Uykusuz'u..
Seninle toplulukta bir araya gelmemiz ise tamamen sakıncalı :) tımarhane ya da karakol sadece bir kahkaha daha atmamıza bakıyor, fıstıkım benim