3 Aralık 2009

Kırmızı böcek seni gıdıklamaya geldi...

Bazen kötü şeyler oluyor. Bazen de kötüden de kötü şeyler oluyor.
Bazen, öyle kötü şeyler oluyor ki "kötü" kelimesi anlamını yitiriyor, anlamsızlaşıyor hatta...

İnsan kendini bön bön duvara bakarken buluyor. "Nasıl olabilir böyle bir şey?" sorusunu beyin kola, kol, parmağa, parmak göze soruyor ama hiç biri cevaplayamıyor.
Her gün gazeteden, Tv den milyonlarca haber dinlerken hepsinden uzak olmaktan mütevellit çaktırmadan bir "oh" çekiyoruz. Çünkü o hikayedeki biz değiliz. Çevremizden biri de değil. Hem bizim başımıza gelmez değil mi öyle şeyler?

Onlar sanki başka gezegenin talihsiz insanları. Biz ise Truman Show izleyicisiyiz sanki.

Ben bugüne kadar dizime vurarak ağlamamıştım hiç. Dizime vurarak gülmüştüm ama neden dize vurularak ağlanır onu bile bilmiyordum. Televizyonda köylü kadınları öyle dövünürken görmüştüm sanırım. Genelde Anadolu kadınının en çaresiz ağlayış şeklidir benim bildiğim. Dövünmek lafı da oradan gelir zaten.

Allah da bir daha öyle ağlatmasın...

Birkaç gecedir uyuyamıyorum. Garip bir vicdan azabı var içimde. Hani bazen filmlerde olur ya biri ölmeden önce birilerine ipucu verir. Sonra o kişi olayın peşine düşer. Bir yandan da aklında, beyninde ölen kişinin o ipucu manasındaki sözleri yankılanır.
Kafamda sürekli aynı cümle dönüyor. Hasktir diyorum. Anlamam lazımdı. Belki bişey anlatılmaya çalışıldı bana.
Sonra duruyorum, belki öylesine söylendi, anlam çıkarmamak lazım diyorum.
Bir pinpon topu beynimin bir o lobuna bir bu lobuna çarpıp duruyor.

Bunu niye yazıyorum diye düşündüm şimdi. Bişey yapamadım kendi adıma. Belki gelmezdi de elimden. Biraz itiraf gibi...
Birkaç gecedir beni uyutmayan ufaklık belki bunu okur, belki varsa bir hatam beni affeder.En azından onu düşündüğümüzü bilir.

Saçları mis kokan, hınzır gülümsemeli kız. Ben de seni çok sevdim. Sana söz o kolyeden alacağım doğum gününde. Sen yeter ki gittiğin yerde burada olduğundan milyonlarca kere mutlu ol Minik Meleğim...

Hiç yorum yok: