26 Şubat 2011

Bugün, yarın.


Sabah annemin telaşlı topuklu terlik sesleri evin içine terör saçmaktaydı. Çünkü öğlen saatlerinde 7'ye yakın bayan öğretmen arkadaşı gelecekti ve evin kızı tosur tosur uyumaktaydı. Annem sesiyle bir şeyler söylemese de topuklu terlikleri ve tencere tavanın asabi sesleri yeterince şey söylüyordu.

Süne süne kalktım. Tehlikenin farkındaydım. Bir gün önce yaptığım can hıraş temizlik sandığım kadar etkili olmamış olsa gerek, içeriden "kız uyuyo mu hala?" diye bi ses geldi. "aha, şimdi zki tuttuk" dedim içimden. Ortalıkta olmadığımın farkındalar.Aranıyorum!

Hiç bir şey yokmuş gibi, sakince çıktım odamdan. Elimi yüzümü yıkadım. Marur ve emin adımlarla mutfağa girdim. Tanrım! O da nesiydi?

Mutfak harap haldeydi.Yerde az önce ayıklanmış maydonozların bazıları can çekişiyor,bazıları doğranıyordu. Ocağın üstünde ne üdüğü belirsiz kirli tencereler, havanda ezilen sarımsaklar,melül mahsun servis tabakları...
Hepsi "bizi kurtar" dercesine bakmaktaydı. Hele ki mutfağın kulağıma söylediği acı dolu sözleri söyleyemeyeceğim bile. O derece.

Kahvaltıyı alel ecele yapıp "burayı kurtarmalıyım" diye düşündüm.Babam şaşkın şaşkın elinde gazete, evin içinde nereye kaçacağını bilmez halde dolaşırken annem tarafından hızlı bir hamleyle yakalanarak "sarımsak soy!" emriyle kendine geldi.O, bu şekilde yırtmıştı.Ya ben?

Bir yandan patates haşlayıp, bir yandan tencere tavaları bulaşık makinasına yerleştirirken, anneme sempatikçe bir "merhaba" dedim. Fakat annem orada değildi.Annemin içine bir şey kaçmıştı ve annemi ele geçirmişti.Tırstım. Sessice sözsüz emirleri yerine getirmemin çok daha iyi olacağını düşünerek daldım işlerin arasına.

Hep en sona giyinmek kalır. Kapı çalar, ve evin içinde "aha basıldık" gibi bir endişe ile çil yavrusu gibi dağılırız.Yine öyle oldu.Annem elindeki mercimek tanelerini unutup giyinmeye gitti, ben kçımı toplamak için odaya girdim ve bir oda dolusu kadını karşılamak üzere babam kapıda durmak zorunda kaldı.Allahtan bu kadınların hepsi öğretmen ve hepsi babam ve annem de dahil aynı okulda yıllarca öğretmenlik yapmışlar.

Şimdi salonda bir Öğretmenler Odası havası var. O öğretmen odalarında olan kocaman damacana gibi cam sürahilerden bulup orta yere koyasım geldi.Bir de kapıdan yarım ayak girip "hocam yazılılar nooldu bizim?" diyesim var. Bunların arasında sizin de öğretmenlerinizden biri olabilir. Şöyle söyliyeyim hemen hepsi aynı.Sadece biraz kilo almışlar, azıcık yaşlanmışlar ve hala "çok sesli" konuşuyorlar.

Sohbetleri de torunları,hastalıkları ve eski öğrencileri üzerine genelde.

Yıllardır "aa ne kadar büyümüşşş" dememişti kimse. Bugünü de gördüm ya,bu yaşımda ihya oldum ya... "Ah benim kıvırcık tombiş kızım" diyen kişiye için için "kilo verdim lan ben!" demek istedim. Ama aradaki farkı göremeyecek kadar uzun zaman olmuş."He teyzem he" dedim. Ellerinden öptüm hebisinin. Ev öğretmenler günü gibi oldu.

Ellerim sanki kalemtraş,mandalina ve haşlanmış yumurta kokuyo gibi...

1 yorum:

Nazlila dedi ki...

Uuuff, evet, annelerin o sessiz ama aslinda cok sesli ifadeleri beni de her zaman germis ve hatta korkutmustur! Hatta belki de icimde bazi travmalara bile yol acmistir..Bir gün deşsek neler cikar, kim bilir..