Bunun komple doğru olması komik ama maalesef gerçek...
Hiç unutmam yıllar evvel bir iş görüşmesinde türkçemin iyi olduğunu övmek adına bir cümle kurmaya çalıştım. Sen misin artistlik yapan... Herşeyden önce daha en başında sıçmıştım zaten.
"Efendim, ben höğretmen bir aileden geldiğimden dolazı, tiksiyonum çok düzgün... hebele höbele bızzzt!"
Gerisini getirmeye çalıştıkça cümle domates çorbasının içindeki kaşar gibi sündü, sündükçe salya gibi ağzımın kenarından aktı. Toplamamın imkanı olmadığını anlayınca orta yere en salak sırıtışımı bıraktım anı olarak.Bakıp bakıp beni hatırlasınlar diye...
Yıllar evvel çıktığım ve en hatırlanası eski sevdicekle dolu dolu aşıkken, arkadaşımızın evinde ona kahvaltı hazırlamak gibi bir güzelliğe girdim. O masada sevimli sevimli bana bakarken ben, buzdolabından kahvaltılıkları çıkarmaya başladım. "Aman sana zahmet olmasın" demesine kalmadı küüütt! diye kafamı buz dolabının içinde zottirik bir yere gömdüm. "Oyy canıım, canın acıdı mı" sorusuna yine o salak sırıtışımla "yok canıım" dememe kalmadı küüüttt!.
Kahvaltı hazırlarken beyin kanaması geçiren ilk insan olarak literatüre geçmemek adına veda ettim sahnelere. Zaten sevdicek de tutukluları arabaya bindiren polisler gibi kafamı tuttu bir süre ben iş yaparken.
Bir diğer örneği de ortalama bir ay önce falan yaşadım. Bu benim şahsi listemde 1. sırayı aldı, allah beterinden saklasın...
Kuzenimin düğün gecesi için nereden aldığımı ve ne zaman aldığımı hala anımsayamadığım topuklu botumu giydim. "Topuklu Ayakkabı" kavramı benim için genel anlamda tehlikeli bir şeydir ve sadece özel günlerde giyilesidir.Ancak öyle zamanlarda risk alabiliyorum.
Bütün gece eşek gibi zıplayıp, hoplayıp luzumsuz ve de fütursuzca göbek attıktan sonra masada oynayan 40+ ablaların kıçlarının arasından geçip kendime bir yer buldum. Oturduktan bir süre sonra bar kısmında ayakta duran bir hoş insan evladının sevimli sevimli bana baktığını gördüm. Göz göze gelince bir kadeh kaldırma silsilesi başladı aramızda. Belli aralıklarla gözgözleşip kadeh kaldırdık. İki sarhoşun uzaktan sessiz sohbet etmesi böyle bir şey herhalde.
Bir süre sonra kuzenimin eşiyle lavaboya gitmek için kalktık.Merdivenlerden aşağı inerken topuğumda bir terslik hissedip "Nalan galiba benim topuk çıkıyor" dememe kalmadı laap! diye yere bir şey düştü. Tahmininizin ötesinde yere düşen topuk değil, bizzat ayakkabının tabanının yarısıydı. Ben seke seke kendimi tuvalete zor attım. Nalan hali hazırda altına işerken ben de elimdeki ayakkabı tabanına hayretle bakmaya ve "oha naapçam ben ya" demeye başladım.

Lavabo girişinde görevli beye yakınlarda bir yerde yapıştırıcı gibi bir şey olup olmadığını sordum. Adam "durun bir bakayım" dedi ve bir süre sonra elinde afedersiniz dana kadar beyaz bir Koli Bandı ile geldi.
Artık yapacak bir şey yoktu.Bembeyaz Koli Bandı'yla simsiyah botu başladık caaarr caarr bantlamaya."Neyse en azından eve gidene kadar bu beni kurtarır" düşüncesi ve gülmekten bi hal olmuş suratlarla lavabonun dışına çıkmamla, barda az önce benimle kadeh kaldıran çocuğun sırtını görmem bir oldu. Aynı saniyelerde inanılmaz bir şekilde o kocaman bantlanmış ayakkabının tabanı yeniden Şaaaap! diye yere düştü...
İşte benim bittiğim an o andır...
Çocuk beni bekliyordu, ve ben o tuvaletten uzun bir süre çıkmadım.Ayakkabıyı tamamen bantlayıp çıktık. Çocuk gitmişti. Allah kurtardı çocuğu, iyi ki gitmiş.Sanırım zihninin bir yerinde "saatlerdir zçan kız" gibi bir imaj kalmıştır benden.
Ülen bir şey olacağından da değil de bu ne yaw şimdi?
Şu anda aklımdan Bon Jovi'den "It's my life" adlı güzide şarkı geçiyor.Tüm gençliğe aramağan olsun.
4 yorum:
Benim romantik-komik arkadasim, sen hic solma olur mu, hep cicek ac.Öperim o kirmizi yumus yumus yanaklarindan..
Ehi mehi :)
allah kahretmeye ya! lan ben bunları nasıl kaçırmışım? şimdi önceki önceki diye gideyorum ama annem babam içerden horuldarken kahkahamı içime içime atmak pek fena bi his!
bi de, git 2 tas su dökün len eheueheuheue
Olm ilerde birebir şahit bile olabilirsin bu şapşaloz hikayelerimin devamına...:D
Yorum Gönder