
Bir cafe'de geçirilebilecek en acı anlar birini beklerken tek başına geçen anlardır.
Nedense her seferinde oturmadan önce bu fikir bana çok cazip görünür. "Ne olacak yani alırım dergimi, kitabımı, bi çay isterim, bi sigara yakarım, mis gibi takılırım" diye geçiririm içimden.
Dergiyi ya da kitabı okuyup 2 çay içtikten sonra bir kıpraşma başlar insanda. Etrafa bakarsın, konuşan çiftler, gülüşen arkadaş grupları ve ortalıkta fır dönen garsonlar.
Saatine bakmaya başlarsın. İçin için önce erkenden gelen kendine, sonra da "neden daha erken gelmedi sanki" diye beklediğin kişiye homurdanmaya başlarsın.
Bir cafede tek başına olmanın en kötü yanlarından biri de tuvalet sorunudur. Çantanı alıp gitsen masana birinin oturma ihtimali vardır. Çantanı almasan birinin yürütme ihtimali haylice büyüktür.
Dergide en okumadığın yazıları bile okur, gözlerin okumaktan şeşibeş olur. Çay mideni kazındırır. Yemek sipariş etsen ben kendi adıma tek başına cafede yemek yemeyen insan tipiyimdir sevmem.
Üstelik bir zaman sonra garsonlar için -Görünmez Adam- olma hitimali de vardır. Onca kalabalığın arasında tek başına "bi çay lütfn..." sözü kaybolur gider.
Öf, zor bir iştir cafede tek başına olmak.
Bazen sırf tek başınalık keyfi yapmak için bir cafeye gittiğimde bile 1. saatten sonra bu sorunu yaşarım. Kaptığım güzel masada tek başına olduğum için arada gelen arkadaş gruplarının için için bana küfrettiğini duyar gibi olurum. Bundan eminim çünkü bunu ben de yaparım. "Koca masaya tek başına oturmuş xyz... !!!"
Bir cafede tek başına oturan kişinin aynı zamanda bir karizması da vardır. Garip ama aynı zamanda da çekicidir. Çünkü genelde kimse tek başına bir aktiviteye girmeyi sevmez. O cafede tek başına oturan bir erkekse cazibesi bir nebze artabilir bile.
Son zamanlarda cafelerde kitap, dergi vb yerine masanın üzerinde nal gibi Laptoplar duruyor. İşte Laptopla oturan yalnız kişi bence cazip değildir. (caiz de değildir) Laptop yalnızlığı alan bir nesnedir bence. Çet yaparsın, facebookta dolanırsın, ona tıklarsın, buna tıklarsın ve tek başına olmamış gibi olursun.
Aslında hoşuma gidiyor için için gıdıklanıyorum."Ülen" diyorum. "Şimdik bir Laptop olaydı fotoğraflarımı şeederdim, farmville de hasat ederdim, şu kolumdaki ağrının sebebi neymiş ona bakardım...". Halbuki evde de yapabilirim hepsini. E dışarıya çıkmışım ne işim var internetle o zaman?
Kitap okurken bende garip bir trip oluşur. Kitapta beni can evimden vuran bir cümle, olay ya da satır bulursam kitabın kapağını yavaşça kapatır, gökyüzüne bakar ve bir "oh" çekerim. Bunu eskiden beri yaparım.(Yaptığımı sonradan farkettim)
Geçenlerde uzun uzun bunun sebebini düşündüm. Ve cevabı çocukken yazdığım günlüklerde buldum. Takriben 9 yaşilarında yazmaya başladığım bu ötesi berisi belli olmayan günlüklerimde en çok geçen serzeniş "kimse beni anlamıyor" du. Şimdi anlıyorum ki kitapta geçen ve beni benden alan o durum beni yalnız olmadığım konusunda ikna ediyor. "Evet" diyorum. "Ben de aynen böyle düşünmüştüm, yaşamıştım, ya da yapmıştım!". Ve bunu kutlamak için gökyüzüne bakıyorum, yaşadığımı farkedip derin bir nefes alıyorum.
Bir cafede yalnız oturmanın en güzel tarafı o durumdan bir yazı çıkabilmesidir. Yan masada kikirdeyerek konuşan 19 yaşlarındaki iki genç kızın İsrail'e giden yardım gemisiyle ilgili yorum yapmasını duyup "allahım bu nesilde az da olsa kafası çalışan birileri var" diyebilmektir. Öte masada iki kız bir gay i aynı masada tezleriyle ilgili konuşurken görüp ayrımcılıktan arınmaktır. Kalkarken garsonun getirdiği hesaba içlenmek ve sesimi duymadığı için darılıp bahşiş bırakmamaktır.
(bir çay ltfn...)
2 yorum:
Kim bekletti seni Defnecim?
Bu sefer annem:)
Yorum Gönder