15 Ocak 2013

Sarılmanın ne olduğunu bilirdim. Ama ne kadar çok olabileceğini bilmezdim, bilmezmişim.

Aşk dediğin her insanda başka şekle bürünen, başka bir renk alan jöle gibi. Tadı da aynı değil. Sanki her seferinde tamamlanıyoruz. Bitince de eksiliyoruz. Ama eksilmeler de başka bir yerde tamamlanıyor gibi.

Çevremde tam olarak aşık olmamış, sevmemiş, aslında hep kendini sevmiş bir çok insan var. Çünkü en başından beri eksiltmeye yönelik içleri. Sevgilileri, kocaları da var. Mutlu gibiler. Gerçi mutluluk da göreceli ya.. Ben neyi sevdiğini bilenlerdenim.

Seviyor gibi kavramı benim için devamı gelmeyecek bir karanlık yol zaten. Hayatta griler var ama sevmek kavramında grinin olmasına imkan yok. Bir insan sırf ihtiyaçtan birini sevemez. Sırf ihtiyaçtan elbise alınır, yemek yenir, ama bir sevgili edinilemez. Mutsuzluk saçan insanlar vardır hani. Duygu üzerine tüm inançsızlığıyla küfreder, taş gibi konuşurlar. O kadar korkuyorlardır ki hem havlar hem ısırırlar. İşte onlar mutsuz...

Hastayken çorba yapıp ateşini ölçtüğünüz sevgili ne güzeldir...

Güvenmek de çok acayip bir duygu. "Cengiz Han'ın Ordusu gelse bana bir şey olmaz" diyecek kadar güvenmek mesela birine. Ve aynı kişinin köpek gördüğünde aklının sıçraması.

İkilemini öptüğüm dünya. Sevdiğim adamı terk ettirdin ya bana. Büyütmüşsün ya beni bu arada usul usul. Mantık mantık yürüdüm de sonra dolmuşta ağladım.

  "Sktiret ya" diyenlere selam olsun. Kaybetmeyi öğrenmek lazım. "hayat bu" diyerek. Siktiredemeyecek kadar güzel yaşayabiliyorum ben severek. Her ne varsa.

Hiç yorum yok: