İnsanların sarhoşken sarhoş olmadıklarını iddia etmeleri gibidir samimi değilken samimiymiş gibi davranmaları. İkisi de dışarıdan öyle bariz, öyle KABAK gibidir ki...
Ben hep üzülürüm bu duruma. Bir video falan çekip göstermek isterim "aha durum bu şekil" diye.
Aslında fotoğraflar da bunun için güzel bir göstergedir. Ama mimikten anlayana, gözün içine bakmaya alışkın olana.
İnsanın kendisini fark etmesi gerçekten zor. Kendimize ait edindiğimiz bir duruşumuz, dışarıdan göründüğünü tahmin ettiğimiz bir silüetimiz var. Yaptığımız çoğu şeyi bilinçli yapmayız. Buna da biz olmak deniyor. Olay bilinçli bir hale girdi mi işte o da rol kesen salak insan duruşu.
Farkındalık iyidir ama her hareketi farkında olarak yapmak şebekliktir. Misal sürekli tiyatrocu edasıyla konuşan 80'lerin jönleri gibi yan yan duran bir tanıdığım var. Ben dahil bulunduğu her ortamda insanı içini "ıhııyyy" şeklinde huylandıran bir insan.Samimi olmamızdan cesaret alarak bunu yüzüne de söyledim. Her ne zaman, nasıl ve ne şekilde bu duruşu yapıştırdıysa üzerine, adam artık kendi olmaktan çıkmış.
Fakat ne yalan söyleyeyim o hali ve tavrıyla tavladığı kadınlar da var...
Bu tiplerin kadın versiyonlarından da etrafta pek çok. Saf cici kız modları mı dersiniz, evde Serdar Ortaç dinleyip dışarı çıkınca Rocker olan mı, duygusal ayaklarına yatıp başkasının derdini gtüyle dinleyen mi...
Herkes şunu bilmeli ki rol denen şeyin bir kanma bir de uyanma safhası var karşı taraf için. Bu da karşınızdaki kişinin sizden beklentisine ve zekasına bağlıdır. Paylaşılan şey zaten samimiyetsizlikse farkında olan oradan uzaklaşır, yüzeyselliği seven arı kovanına yapışır.
Bu tür arı kovanları da genelde dedikodu ile kaynar. Kendini bulamamışlar, bir şeye ya da birine bağımlılar, sözünü başka yerde geçiremeyenler, kişiliğini belli çapta savunabilenler, dediğim dedikçiler, kişilik problemi yaşayanlar... Herkes birbirinden beslenir. Ve hep aynı şeyle...
Dün yine Sabahattin Abi'yle karşılaştım. Bilmeyenler için söyleyeyim kendisi 45 yaşında Odtü mezunu zehir gibi bir adam. 30'lu yaşlarında trafik kazası geçirmiş ve vücudunun çeşitli yerleri felçli. Dergi satarak ve engelli maaşı ile geçiniyor. Kendisiyle de o dergi satarken tanıştık.
O gayet kibar dergiyi anlatmaya çalışırken kadının biri dilenci zannedip tersliyordu kendisini.Ben de onun üzerine kendisine masama davet edip kadına da okkalı bir laf sokarak rahatlamıştım.
3 yıl kadar komada kalmış bu insan zaman zaman bana öyle şeyler söyler ki... "4 kere kalbim durdu, 4 kere öteki tarafa gittim-geldim. Sana bir sır vereyim mi? Öbür taraf diye bişey yok. Hatta orada hiç bi bok yok!" demişti.
Bunu sık sık düşünüyorum. Ne varsa burada var.Sevgi, samimiyet, aşk, masumiyet, tebessüm, içtenlik, zihinsel zenginlik, mutluluk, huzur ve diğerleri. Herkes içindekiyle yaşar, içindekini paylaşır ve sabah onunla kalkar. Kimimiz değişir,dönüşür. Kimimiz alkışlanır doğru olduğunu düşünür ve öyle kalır. Kimimiz kendini sorgular ve hatta yaralar, kimimiz kçını görür yara zanneder...
Hayat böyle bir şey....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder