
O yaz tatile gitmeden önce sokakta voleybol oynadığımız ve bana "naber la Janis" diye seslenenen erkek arkadaşlar tatilden döndüğümde "ah! top bir yerine gelmedi umarım" gibi kibarane cümleler de kurmaya başladı.
Bu değişim rüzgarı okulda da kısmen kendini gösterirken ben de üstüme başıma daha özenli olmaya çalışıyordum.
Fakat gelin görün ki, yıl 90'lardı ve insan öyle her istediğini istediği gibi bulamıyordu. Hele de kiloluysanız bulduğunuzu giymek durumundaydınız...
İşkencenin büyük kısmı şimdi başlıyordu. Artık hem özgüven sahibi olmaya çalışan hem de adam gibi giyinmek isteyen bir genç kız olarak alışveriş yapmam lazımdı.
O sıralar Tifanny-Tomato bunun için biçilmiş kaftandı. Hiç unutmam oradan Bahçivan tipi askılı bir kot ve içine de Peppe nin olduğu bir t-shirt almıştık. Sanırım üstüste 1 hafta giymişimdir.
Zaman ilerledikçe, dinlediğim müziklerle beraber teyzemin evine giderken geçtiğimiz o beni benden alan sokak aklımı çelmeye başladı. Abimden az-çok bildiğim, duyduğum ve ağzımın sularını akıtan tam olarak isimlendiremediğim Yüksel Caddesi Dünyasıydı burası.
O sokaktan her geçişimde içimdeki ergen bünye "freedooooooommm!" diye bağırıyor, oralarda bir taşın kenarında oturmak için yanıp tutuşuyordu.
O sıralar benimle yaştaşa yakın olan kuzenimle de aynı kafada olduğumuzu farkedip kendimizi bir Cumartesi öğlesi Yüksel Caddesine attık. İki şapşal ördek bir kitapçının önüne tüneyip walkman de birşeyler dinleyip etrafı kestik. Aynı günün akşamı eve dönerken yanlış hatırlamıyorsam (saydım) 80 kadar insanla tanışmıştık.
Bu özgürlük duygumuzun, ergenlik çekingenliğimizi yendiği gündü. Kendimiz bir çevreye dahil olmaya karar verip büyük bir adım atmıştık. Sosyal miyiz, salak mıyız, konuşabiliyor muyuz ya da ne konuşuyoruz gibi kişiliğimizle alakalı gelişimlerimizi keşfetmeye başladık.
Yaş 15 idi...
Yavaş yavaş değişen kıyafet seçimim ne yaparsam yapayım "neyle rahatsan onu giy" in çok dışına çıkamadı. Zaten istediğim gibi bir şey bulamazken bir yandan da sıkıntıya gelemediğimden kendime ait bir şekil şemal oluşturabildim.
Bunu yaparken de tek başına alışveriş yapmanın, geniş beden bulmanın ne derece zor, zahmetli ve sinir bozucu olduğunu farkettim.
Şişman bir bünye için alışveriş gerçek bir eziyettir. Ergen bir şişmanın annesiyle alışverişe gitmesi iki kat eziyettir.
Durum genelde şöyle gelişir: anneye homur homur "giyecek hiç bi haltım yok!" tribi yapılır. Vicdanı el vermeyen ama cüzdanı birazcık el veren anne sizi önce pasajlara sokar. Pasajlarda genelde kocaman tezgahlara yayılmış binlerce penye olur. Anne onları karıştırıp kurcalama konusunda uzmanlaşmıştır ama sizin bu tür şeylere hiç tahammülünüz yoktur. Anne sizin için bulduklarını bir kenara ayırırken siz onları hızla o yığının içine geri sokarsınız. Çünkü genelde anneler çocuklarının o yaşta cört renklerde şeyler giymelerini ister ama siz -paint it black- modunda olduğunuzdan "öeee bu ne be!" şeklinde reddetmeye gidersiniz.
Bu çabaları karşısında suratsız çocuğunu gören anne isyan eder ve "git kendin bul, ne halt istersen onu giy!" şeklinde elinize parayı tutuşturup ortamdan uzaklaşır.
İşte böyle günlerden birinde içimdeki müthiş özgüvenle bir mağzaya girdim. Kot pantolon almaya ve hatta bedenimi bulmaya çok kararlıydım. Genelde beli göbeği oturan ama bacak kısmı fil gibi dikilmiş o boktan kotlardan birini daha almak üzereydim. Tezgahtar kızla kimi cebelleşmelerden sonra kotu aldım. Soyunma kabinine gittim. Kabin o kadar dardı ki kotla ben ancak sığışıyorduk. Kan-ter içinde kotu giyinmeye çalışıp üzücü sonuca yaklaştığımı hissederken (kotun üzerine olmaması durumu) bir bacağım kotun içinde bir bacağım çıplak bir şekilde kabinden zıplayarak dışarı fırladım...
Mağazanın tam ortasında bir bacağı kotta, bir bacağı cıplak gtü başı bir yanda bir ergen... Oramı buramı kapamaya çalışırken rezaletin tam ortasında ergenliğim, kilolarım ve ben... Karşı tarafta şaşkınlıkla gülme krizi geçiren tezgahtarlar, müşteriler...
Bu felaketin hatırladığım son kareleriydi. Gerisini inanın hatırlamıyorum. Yukarından Spock beni sokağa mı ışınladı, nur indi de görünmez mi oldum artık nedir...
Bunun gibi extreme durumlar hariç genelde benim bir soyunma kabininden çıkışım terlemiş kıpkırmızı bir surat ve denediğim şeyin olmamış olmasından kaynaklanan sinirsel tepkilerdi. Annem yanımdaydı ve annem bu anların hepsine şahit olarak hem benimle sinirleniyor, hem de ciddi şekilde endişeleniyordu...
Liseye başladığımda artık ergenlik tedirginliklerinin çoğundan kurtulmuştum. Kilolarım sapasağlam yerindeydi. Azalmadığı gibi artacağa da benziyordu.
Lise daha başka bir dünyaydı. Kızlar serpilmeye başlamış, eteklerini kısaltmış, saçlarına krepe denilen o acaip şeyi yapmaya çalışıyorlardı.
Ben yine saçlarını sıkı sıkı bağlayan, annesi ne boyda diktiyse o boyda forma giyen bir dobalaktım.
Ama daha önce bahsettiğim "kendi kategorim" de kariyer yapmaya devam ettim. Liseyle beraber de anladım ki aslında kız-erkek ilişkilerinde fizik hem önemli hem de duruma göre değildi. Her erkek yanında mümkünse en fazla balık etli bir hatun görmek istiyordu. Zayıflık 90'larda şimdiki kadar ultra önemli bir şey de değildi. Ama hala vardı bişeyler.
Örneğin lisedeki bütün favori erkeklerle kankaydım. Beden Eğitimi dersinde boynundaki künyeyi ya da eşofmanını emanet ettikleri "kafa kız" dım. Kızlar genelde o erkeklerle kaynaşmak ya da yakınlaşmak için önce bana gelirlerdi. Bir nevi köprüydüm aralarında...
Lise, Üniversite ya da okulsuz yıllar boyunca kilomla ilgili milyarlarca iyi-kötü şey yaşadım. İkili ilişkilerimden normal arkadaşlıklarıma kadar garip garip etkileri oldu. Yaşayabileceğim bir çok iyi şeyi engellemiş olabileceği gibi kötü olabilecek şeyleri de engelledi.
Hayatım boyunca hep şu lafları duydum: "bi kilo versen var ya uff ortalığı yakarsın!", "bence şişmanlık sana yakışıyor, zayıflasan bu kadar şirin olmazsın belki", "şişmanlığımla barışığım mavalı okuma bana!", "erkekler ne kadar severse sevsin gene de yanlarında şişman kadın istemezler...".
Acı gerçekler bir yana insani gerçekler üzerinden giderek şunu söylemem lazım: şişmanlığımı başkaları o kadar dert etti ki, bana pek fırsat kalmadı. Sonra zamanla şunu anladım aslında bir şekilde problemi olan insanlar benim hem şişman hem de mutlu olmamı bir arada benimseyememiş. Çoğunun hayatları fizikleri üzerine kurulmuş iskambil kağıdından yapma evler olduğundan bu durum onları korkutmuş. Başkaları fiziklerinin derdindeyken ben kafamın derdinde olmuşum. Fiziğimden fazlasına sahibim. Hangisinin öne çıkacağına da ben karar veririm!
Asla zayıf bir kız olmadım. Hayatımın çeşitli zamanlarında 10, bilemedin 15 kilo vermişliğim oldu. Bir süre keyfini sürüp hepsini geri aldım. Almamak için direnç göstermedim vermek için küçük çabaların ötesine gitmedim. Hayatımda bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da hiç bir hırs kırıntısı yaşamadım.
Zamanla zaten şunu anladım. Şişman biri olarak tanımlansam da,diğer özelliklerim, özellikle de iyi olanlar şişmanlığımın hep önüne geçti. İyi erkeklerle ya da kötü erkeklerle tanışmama vesile oldu, aşık oldum, aşık olundum, çok arkadaşım oldu, az arkadaşım oldu, gezdim, tozdum , eğlendim ve herkes gibi yoluma devam ediyorum.
Zayıf ya da şişman olmayan insanlardan tek farkım bir ayırım ya da bir kategoride olmam oldu. Bunu da aklı başında olan kimse karşıma geçip bir kusurmuş gibi söylemedi. Söyleyenler de zaten kalıcı değildi, şimdi olmaları gereken yerlerindeler...
Büyüdükçe evlenen, çocuk yapan, kilo alan arkadaşlarımın konuşmalarından ve bakışlarından beni anlamaya başladıklarını gördüm. Ama açık söyleyeyim ben daha şanslıyım. Çünkü "eskiden şöyleydim, şimdi bak ne oldum" demiyorum. Eskiden böyleydim, gene böyleyim. Ha bir gün ideal kilo denen o kaf dağına ulaşırsam o zaman -after-before- havası basabilirim. Ama benim için hayatta herhangi bir şey değişmiyor. Kçım büyüdü diye bunlaıma girmiyorum. Bundan sonra da gireceğimi sanmıyorum.
Kilo vermek de almak da nasıl bir şey bilirim. Zaman zaman diyet yapıp verdiğim, bir süre orada kaldığım, ayı gibi spor yaptığım da oluyor. Beni mutlu ettiği sürece mesele yok.
Biz aynayla yıllar önce barışmıştık zaten. İşin özü bu...
Yazarın Notu: Çok şükür bitirdim. Sabrınızdan dolayı teşekkürler...
Illustrated by: Jeanne Lorioz ( Jeanne Lorioz'a ait bir illustrasyondur )
2 yorum:
yuksel kısmı için çok ozluyorum halen diycem. alış veriş kısmı için: annelerin top pasajı kocabeyoğluydu. aynı dialoglorın benzerlerini annemle benim de yaşamış olmam ne kadar da masalsı. ben tunalıda shades i, (ki o zamanlar kıl süleyman işletmiyodu)keşfetmemle birlikte iron maidenli anthraxlı t-shirtler dunyasına merhaba dediydim.
oh be nihayet! iki solukta okudum (azıcık uzundu da:)), ne güzel içten yazılmış. fiziğe verilen önem konusunda feci haklısın. aslında yazında hak verilmeyecek bir yer yok gibi.
öptüm
Yorum Gönder