
Şunca yıllık ömrümde cümle içinde en çok kullanılan şeydir bu.
Herhalde 8-9 yaşlarındayken başladık bu kilo mevzusunu hayatıma katmaya. Tombulca sağlıklı çocuk görüntüsünden dobalak çocuk görüntüsüne girmeye başlayınca annemi aldı bir telaş...
Kimi akraba ve konu komşu benim bu halimden pek memnundu halbuki. Zırt pırt gelip oramı buramı mıncırma sevdasıyla benim obeziteye doğru gittiğimi göremiyorlardı. Ben de göremiyordum. Zira obezite diye bişey yoktu o zaman. Stres kelimesi daha gazetelerin köşe yazılarına konu olmamış. Öyle bi zamandaydık yani...
Velhasıl kelam annem alttan alttan huylanmaya başlayınca beni aldı bir Diyetisyene götürdü. Benim için hastaneye gitmek hasta olmak demekti. Ama bu sefer hasta değildim. Ama annem inceden bana hasta olmaya başlıyordu.
Girdik bir odaya başladık Diyetisyen ablayı beklemeye. Annem bir yandan "bak evladım iyi dinle doktor hanımı, ne derse yapıcaksın. Senin iyiliğin için..." falan derken kapıdan kapı kadar bir Diyetisyen girdi. Sarışın, mavi gözlü nefis yüzlü ama binbeşyüz kilo bir Diyetisyen!
Bir saliseliğine annemle gözgöze geldiğimizi hatırlıyorum. Ben artık o yaşların verdiği kontrolsüz mimiklerle nasıl baktıysam Diyetisyen ablaya, annem hemen lafa girip durumu kotarmaya çalıştı. Halbuki o benden daha şaşkın, üstüne bir de hayal kırıklığının üstünde birşeyler yaşıyordu...
Taktir edersiniz ki hikayenin bundan sonrasını hiç hatırlamıyorum. Artık diyet mi verdi, öğüt mü verdi ne verdi bilmem. Ama inandırıcı gelmemiş olacak ki ne annem ne de ben takmadık, gayet güzel popomuzla dinleyip eve döndük. Annem bir süre bu hezimeti yaşadığından olsa gerek, diyetti kiloydu gibi şeyleri bir kenara attı.
Bu sıralarda ben aldığım her kuruş harçlığın hakkını verip Bakkalın baş müdavimi olarak o gofret senin bu dandik çikolata benim yemekle meşguldüm...
Laf olsun diye yiyordum. Bir amacım yoktu. Çocuktum ve çocuk dediğin bakkaldaki tüm ıvır zıvırı tüketen bir varlık olduğundan ben de görevimi yerine getiriyordum. SAdece diğer çocuklara oranla biraz "fazla"ydım.
Orta okula başladığımda annemin heyheyleri yeniden geldi. Bu sefer beni spora yazdırdı. Her ergen bünye gibi be nde şu koltuktan bu koltuğa geçemeyecek kadar hımbıldım. Yalnılmıyorsam 2 ay falan gittim spor salonuna. O yıllarda spor salonu da taş çatlasa 3-5 taneydi. Annem var gücüyle beni eritmeye çabalarken, ben de var gücümle spor salonunun neresinde kaybolup yan gelip yatarım diye düşler kuruyordum. Garibim annem spor salonunun ilk ayında benimle gelip spor yapmak zorunda kaldı...
Ben ergenleşirken bir yandan da genişliyordum. Bu sefer genişlemekte olduğumu kendim de farketmeye başladım. İlkokul zamanlarında çocuklar ne derece geniş olduğumu taktir edersiniz ki kimi sözlerle zaten baya hatırlatıyorlardı. Ben sadece kızıyordum o zaman ama, hala kendimi farkedemiyordum.
Ama artık büyüyordum ve sokakta koşturan kızdan göğüsleri büyümeye başlamış, regl kaosu yaşayan ve sınıfın en sivilceli, en yambık burunlu erkeğine bişeyler hisseden kızına dönüşüyordum. Sınıftaki kızların güzel-çirkin olarak sınıflandırılmaya başlandığı o çağlarda kıçıma başıma bakmaya başladım.
Fekat gelin görün ki bu tedirginliğim çok kısa sürdü. Sürmek bir yana hiç bir çabam olmadı. Bedenim küçüleceğine dilim uzadı. Sınıfın güzel- çirkin klasmanından ayrılarak kendi klasmanıma kavuştum. Nerede bir gülme krizi varsa ben oradaydım. Nerede dersi asmak isteyen bir bünye varsa orada toparlayıcıydım, nerede bir gezme tozma olayı varsa orada en öndeydim!
Ortaokul çağlarında kaset çekme ve arşiv uzmanı olarak da yer aldım. Abimin sayesinde dinlediğim müzikler yaşıtlarımınkilerden hep çok farklıydı. Konuşmaya çabaladığım konulara hemen hepsi çok uzaktı. Sanki ben Tunalıydım onlar Mamaktı. Netekim biz Mamaktaydık zaten. Ben salyangozcuydum galiba...
Liseye geçeceğim sene yaz tatilinde ilk kez bir erkek bana çıkma teklif etti. O sene kız olduğumu anladığım yıldır. O seneye kadar tam olarak hangi cinste yer aldığımdan tam emin değildim. Ya da çok önemli olmamıştı. Bir dönem John Travolta gibi kesilen saçlarımı eniştemin diktiği erkek kasketiyle örterek futbol oynamış olmamın, kız arkadaşlarımın olmayışının ve eli, yüzü, dizi çizik içinde duvarlarda tırmanan bir çocuk olmamın da bunda haylice bir katkısı olsa gerek...
1990 yazında kampta tanıştığım ve şu anda adını anımsayamadığım o kızın çok katkısı vardır bende. Benden iki yaş büyük İstanbul'lu bir kızdı bu. Makyaj yapıyordu, her akşam süslenip kampın dandirik yemek salonuna öyle iniyordu, hiç bir atraksiyon yaşanmayacak olsa da hep bir tiril vaziyetindeydi.
Bir akşam yan kampta parti olduğunu duyunca benim odada hazırlanmaya başladık. Hazırlanmak derken ben üstümü giyiyordum sadece. O ise parfümünü sürüyor,gözüne far ve rimel çekiyordu. Bir an dönüp "hadi sana da makyaj yapalım" dedi. "Tamam" dedim. Bir bildiği vardı bu kızın...
Hafif güzel bir makyaj yapıp çıktık dışarı. Aynaya baktığımda karşımda genç kız olmasına az bişey kalmış birini gördüm. Çok hoşuma gitti. Ama bir genç kız ne yapardı hemen hemen hiç bir fikrim yoktu. O gece yan kamptan birileriyle tanıştık. Dr. Alban falan eşliğinde sağa sola sallandık. Çok da süper dans ettiğimizi sanarak bide...
Gecenin sonunda o hatun biriyle çıkmaya başladı. Ben de bütün gece bizimle olan tüm erkeklerle kanka muhabbetine girdiğimden dolayı mevzuyu baya dışardan izlemekteydim. Sonra o çocuklardan bi tanesi benimle özel bişey konuşmak istediğini söyleyip iskeleye çağırdı. Yemin ediyorum "çocuğun bir derdi var herhalde benimle konuşmak istedi" diye düşündüm. O derece uzaktım yani.
Netekim o çocuk bana iskelede çıkma teklif etti. Cümlesini bitirdiği saniyelerde benim dizlerim birbirine vuruyordu. Çenem kilitlendiği için bir süre de cevap veremedim. O da "düşün tabi. Hemen cevap vermen gerekmiyo" gibi bişey zırvaladı.
Herhalde ilk Adrenalinle tanışmam o gecede olmuştur...
Ben "ivit" dedikten sonra bir genç kız oldum. Bir erkekle kanka muhabbeti haricinde nasıl bir teşrik-i mesai ye girilir onu anladım.
İşin enteresan tarafı da aynı sene bunun devamı geldi. Sanırım kendimi farketmemle beraber etrafa "merhaba ben genç kız olduğuma yeni uyandım" mesajı veriyordum...
1 yorum:
ama en heyecanlı yerinde kesmişiiinnnn, part 2yi bekliyoz anacım:)
Yorum Gönder